Yarınlara Yürüyen Yakın Doğu Üniversitesi
1965 yazında lise son sınıf karnemde altı zayıfım vardı. Siyasal olaylarla ilgilenmekle derslerimi paralel götüremeyişimin sonucuydu aldığım karne. İlk olarak işe ablam Tebessüm el attı. Bana ısrarla dersleri çalışırsam altısını da vereceğimi söyledi. İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısındaki kemerin altından kocaman bir Üniversite yazısını okuyarak geçişimi rüyamda gördüm. Hayra yorarak ardından sıkı bir çalışmaya girdim, üniversite sınavlarına katıldım. Ziraat Fakültesine kaydoldum. FKB’yi, yani fizik, kimya, biyolojiyi TIP, Veteriner, Eczacılık, Ziraat öğrencileriyle birlikte okudum.
1965-70 yıllarında öğrencilik yanında siyasal nitelikli öğrenci hareketlerini bütün Türkiye Üniversitelerinde yaşadım. Arkadaşlıklarımız oldu, kantinlerini işlettik, yurtlarında kaldık, yurt savaşlarına girdik, önemli eğitim merkezlerinin aynılık ve ayrılıklarını yakından gördük. Öğrencilik döneminden sonraki süreçlerde de bu çeşitli üniversitelerden mezun olanların yaşam süreçleri hakkında da zengin bir bilgi, deneyimi sahibi olduk.
1970 yılından sonra bir kez dahi karşılaşmadığım “Ümit Hassan” arkadaşım “Rektör” olarak konuşmasını yaparken, onu dikkatlice dinliyordum, fakat gözlerimin önünden geçen, hafızamın derinliklerinden gelerek “Ümit Hassan”ın konuşmasıyla özdeşleşen geçmişin hayallerini de gittikçe durularak ve hüzünlenerek izliyordum.
Ümit Hassan kendisinin ne dediğiyle ilgilenmekten çok yorgun geçen bir yılın sonucunda kimbilir ne zaman bir daha karşılaşacakları belli olmayan arkadaşlarıyla son bir kucaklaşma coşkusu yaşayan, kendileri için büyük bir özveride bulunarak eğitimlerini tamamlama olanağı veren aileleriyle video ya da fotoğraf çektiren öğrencilerine kısa duraklamalarla önemli şeyler söylediğini anımsattıran bakışlarla konuşmasını sürdürüyordu.
Ümit Hassan’ın konuşması belki onlar ve geniş üniversite öğretim kadroları için tekrarlarla doluydu. Ancak benim gibi yeni bir kişiyi aydınlatan ve açıkça da şaşırtan bilgilerle ve tanıtımlarla dolu, içerikli ve bizim kuşağımıza yaraşır bir konuşmaydı. Ben bu konuşmadan edindiğim bilgileri yeğenim Ece Sarp’ın diploma törenine katılmak için geldiğim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki gezim sırasında arkadaşı Uğur’un Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünü gezdirmesindeki izlenimlerimle bütünleştirerek yazıyorum.
Yakın Doğu Üniversitesi amblemindeki ve ismindeki benzerlikle önce bende ODTÜ’den esinlenen bir yapılaşma izlenimi bırakmıştı. Bu izlenim pek fazla sürmedi, eğitimciler, yöneticiler, öğrenciler, konuklar, çalışanlar, güvenlikçiler arasındaki ilişkilerin sıcaklığı ve laubali olmayan seviyeli düzeyi bu yargımı daha ilk başta değiştirdi. Kampüse girer girmez karşılaştığım ortamla Ümit Hassan’ın konuşması arasındaki yakınlık ve iç içelik, burada yeni bir üniversal anlayışın olduğunu gösteriyordu.
Ümit Hassan, Büyük Patlamayı taklit eden CERN deneyimine kayıtsız kalmayan bir merkezi kurduklarını söylüyordu. 8500 m2 kapalı alana sahip 5 katlı İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi iki bin çekirdekli, saniyede 12 trilyon işlem yapabilme kapasitesindeki süper bilgisayarları ile dünyanın en büyük merkezleri arasındaki yerini almıştı. Kanser konusundaki veri araştırmasında dünya birinciliği elde etmişti.
Üniversite Lefkoşa'yı yukarıdan gören bir yamaca yayılıyor. Kent merkezi ile arasında 5 km uzaklık vardı. Atıl bir alanda, Lefkoşa’nın çöplüğüne yakın yerde başlatılan böyle bir merkezin, devlet olanaklarıyla değil, Kıbrıs’lı, Bafa doğumlu, ÖDTÜ’de öğrenim gören sahibi Suat Günsel eğitimin yanında üretim birimlerini de kampüsün içinde kurarak eğitim-üretimi daha işin başında birlikte ele almış.
Rektör Ümit Hassan’ın Yakındoğu Üniversitesi 2008-2009 Bahar Dönemi Mezuniyet Töreni konuşmasında söz ettiği kütüphane verileri yetkililerin verdiği bilgiye göre “ 15,000 m2 kapalı alan üzerindeki bu devasa kompleks sadece boyutlarıyla değil sunduğu ve hedeflediği hizmetlerle de dünya standartlarını adamıza taşıyor. Önce rakamsal boyutlar verirsek kütüphane 500,000 adet açık raf sisteminde kitap kapasitesine sahip. 50,000’den fazla elektronik dergi, 5000 DVD, 17 film izleme kabini, 12 bireysel ve grup çalışma odası, 1000 kişilik 4 amfitiyatro, 350 kişilik tiyatro sahnesi, 600 kişilik kafeterya ve 600 kişilik çalışma masasıyla dünya standartlarında bir kültür ve bilgi erişim merkezi”ni kapsıyor. Bir öğrenci Kütüphane için “burayı kuran sahibi yanan İskenderiye düzeyinde bir eğitim ve bilim merkezini amaçlıyor” demişti. Veriler ve Ümit Hassan’ın konuşması bunu doğruluyor.
Gezdiğimiz İletişim Fakültesi girişindeki sergilerden Deniz Yakar’ın “Boş İçerikli Gazeteler ve İnsanlar” adlı, Volkan Ateş'in “Aşkın Yedi Hali” adlı fotoğraf sergileri verilen eğitimin Rektör Ümit Hassan’ın vurguladığı doğrultudaki somut gösterilişi. Aynı şekilde İletişim Yayın Stüdyosunda Yakın Doğu TV yayınları yapılıyor. Bu merkez de en ileri teknolojinin getirildiği bir uygulama merkezi. Timur Hoca ve öğrencileri Pelin, Ece, Uğur canlı ve dinamik bir çalışmayı sürdürüyorlar. Ardı ardına yaptıkları kısacık belgesellerin yazarı da, kurgucusu, oyuncusu da kendileri. Timur Hoca merkezi birebir uğraşarak nasıl oluşturduğunu anlatırken, Rektör Ümit Hassan’ın daha işin başındayız sözleriyle bütünlük gösteriyor.
Tıp Fakültesi, Eczacılık, Üniversite Hastanesi, Veteriner ve Ziraat Fakülteleri 15 yıllık tarihi olan üniversitenin yeni açılacak birimleri olarak sıraya girmiş durumda.
Tören sürerken konuşmasını bitiren Ümit Hassan, diplomaları dağıtan Yıldırım ve Pıtırcık Uluer , Atilla Türk hocalarımızla gecenin yani törenin, bugünün yani Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varolan durumunun, yarının yani kendimizin ve ülkemizin geleceğinin sorunlarını tartışıyoruz.
Mezuniyet diplomalarını alan 1745 öğrencinin havai fişekler, “Hadise”nin coşkulu müziği ve anne babalarının sevinç gözyaşları altında havaya fırlattığı kepleriyle yarattıkları coşkulu havayı, 60’lı yılların Ankara’sında Hukuk, Siyasal, Ziraat mezunları olarak izliyoruz.
Atila Sarp