YARATTIĞIMIZ YAŞATTIĞIMIZ GELECEK KUŞAKLARA
TAŞIDIĞIMIZ BİRİKİM 27 MAYIS 1960 - 2.bölüm
ulusalodak , Nisan 2007
yazının 1.bölümü için tıklayınız>>
Ulusalodak: Seçim yoluyla yönetime gelen bir iktidarı devirerek erki eline alan 27 Mayıs Devrimi’nin ortaya çıkışını etkileyen temel etmenler nelerdir?
Hüseyin Avni Güler: Neden seçim yoluyla gelen bir iktidarı yönetimden indirdiniz diye 27 Mayıs Devrimi’nden sonraki yıllarda çok yanlış düşünceler ve karşı çıkmalar ileri sürülmüştür. Hatta 27 Mayıs Devrimi’ni gerçekleştiren kadrolara karşı ağır suçlamalar yapılmıştır. Devrimin ertesi günü halkın büyük coşkusuyla desteklediği hareketimiz daha sonraki yıllarda özellikle de devrimi önce destekleyen sonra da yönünü değiştirenlerin de desteği ile kötülenmeye başlamıştır. İş o noktaya gelmiştir ki sanki DP iktidarı sütten çıkmış ak kaşık olmuş devrimi yapanlar ise iktidar hırsıyla hareket eden bir avuç ihtilalci. Oysa ki gerçek böyle değildir.
Bir kere milletin desteklediği, memnun olduğu bir yönetim olsa işinde gücünde olan askerler ölümü göze alarak neden böyle bir harekete girsinler. Kendim o zaman iki çocuklu eşi hasta bir subaydım. Neden ailemi başarısızlık halinde sonu felakete gidecek bir maceranın içine sokayım. Görüldüğü gibi iktidara gelenler kendileri için özel bir menfaat teminine de gitmemişlerdir. Yıllarca iktidara gelen 27 Mayıs Düşmanı kadrolar bizlerin bir yolsuzluğunu bulsalardı milletin karşısında bizi tefe koyarlardı. Bugüne değin bir tek yolsuzluk dosyası 27 Mayıs devrimini yapanların önüne çıkarılmamıştır. 27 Mayıs Devrimini yapan kadroların kirli bir aile tablosu olmamıştır. Bu bile tek başına hareketimizin vatan ve millet için yapıldığının kanıtıdır. Bugün ben de DP iktidarının içinden üç kişinin idamının yapılmasaydı daha iyi olacağını düşünüyorum. Ama gerçek şu ki 27 Mayıs 1960 gününden önce memleket iyi yönetilmiyordu. Millet yoksulluk içine düşmüştü. Çare olacak demokrasi ise işlemiyordu, tersine ülke DP iktidarının son yıllarında hızla diktatörlüğe ve bir iç savaşa doğru sürükleniyordu.
Ulusalodak: Seçimler beklenmedi diyorlar. Yönetimin seçimle değiştirilmesi, daha iyi bir yönetimin gelmesi şansı yok muydu?
Hüseyin Avni Güler: Bugün öyle söyleniyor ama gerçek olan DP iktidarının demokrasiden hızla uzaklaşması idi. Böyle bir sürecin sonucunda nesnel olarak bakarsak demokratik seçimlerin yapılması mümkün olamazdı. Bilindiği gibi Demokrat Parti 1946 seçimlerinde demokrasiyi bütün kurallarıyla işleteceğini iddia ediyordu. Listelerinde tanınmış solcular, aydınlar bile yer almıştı. İnönü çok partili rejimi uygulamaya koyduğunda bunun CHP’nin aleyhine bile olsa ülkeye demokrasiyi getirmesini düşünüyordu. Gerçekten 1946 seçimlerinde 465 milletvekilliğinin 66’sını kazanan DP yoğun bir demokrasi kampanyası ile 1950 seçimlerinde oyların %53 ünü aldı. O zamanki seçim sistemi ile de 487 milletvekilinin 408 ini kazandı. Tek başına iktidar oldu. İktidarının bu ilk yıllarında halkı kucaklayan bir politika izledi. Bunun sonucu 1954 seçimlerinde de çoğunluğu aldı. %56 olan oylarının karşılığında bu kez Meclisteki 541 milletvekilliğinin 503 ünü almıştı. Ancak uygulanan politikalara toplumsal destek azalmaya başladı. Özellikle “din” konusunda laiklik ilkelerinden uzaklaşma ve iktidarın gittikçe yabancı sermayeye ve batı yanlısı siyasi ve ekonomik politikalarına karşı basın özgürlüğünü kısıtlaması önce aydınların desteklerini çekmelerine yol açtı. Siyasi muhalifleri ile meclis içindeki tartışmaları yoğunlaştı. 1957 yılında yapılan seçimlerin sonucu ise pek üzerinde durulmuyor ama ilginçti. Bu seçimlerde DP oyları %47 oranına gerilemişti. Muhalefet çoğunluğu seçimlerde kazanmıştı ama seçim kanunu nedeniyle mecliste DP 610 milletvekilliğinin 424’ünü alarak çoğunluk iktidarını sürdürüyordu. Seçim sonuçları üzerine milletin çoğunluğu arkasında olduğu için muhalefetin sesi yükselmeye başlamıştı. Artık DP iktidarı meşru bir zemine dayanan sert muhalefetle karşı karşıya kalacaktı. Buna karşı DP iktidarı ,milletin çoğunluğunu kaybetmiş fakat mecliste çoğunluğu kazanmış olmanın gerektirdiği,yönetim becerisini gösteremedi. İktidarda kalmanın ve karşı çıkmaları susturmanın demokrasilerde olmayan yollarını aradı. 150 yıldır topluma getirilmeye çalışılan ve İnönü hükümetlerince 1946 yılından itibaren uygulanmaya başlayan çok partili demokratik rejimin diktatörlük için bir araç olarak kullanılması yoluna gidildi.
Ulusalodak: 1957 seçim sonuçlarında DP İktidarının bir önceki seçimden yaklaşık %10 daha az oy almasının nedenleri nelerdi?
Hüseyin Avni Güler: DP gitgide parlamentoya bilgili ve bilinçli insanları değil Adnan Menderes’in ağzından çıkanı kanun sayan cahilleri doldurdu. Adnan Menderes ne derse o oluyordu. Odunu koysam milletvekili yaparım anlayışı egemendi. İnönü’yü milli şef, diktatör diye eleştirerek CHP’den ayrılıp DP’yi kuranlar gerçek bir parti diktası içine düşmüşlerdi. Bunun yanında toplumdaki demokratikleşmeden uzaklaşılmıştı. Basın ve aydın desteği azalıyordu. Din konusunda tavizlerin ardı arkası kesilmiyordu. özellikle Cumhuriyet değerleriyle yetişmiş Türk Ordusu içinde bu konuda tepki yükselmeye başlamıştı. Ekonomi de DP iktidarının ilk yıllarındaki gibi milleti memnun etmiyordu. 1950 iktidarıyla birlikte başlayan plansız yatırımlar ve arkasından gelen dış borçlanmalar ile Batı yanlısı ekonomik politikalar aksamaya başlamıştı. Büyük kentlerde ve kırsal alanda işsizlik ve hayat pahalılığı, artan enflasyonun fiyatlara etkisi, sinema biletlerine kadar yaygın bir karaborsacılık sektörü milletin günlük yaşantısını etkilemeye başlamıştı. 1951 yılından itibaren yavaş yavaş hızlanan enflasyon 1957 yılında %18 oranına ulaşmıştı . Millete verdiği sözlerden hızla uzaklaşmış, azınlığın zenginliğini artırmış, her mahallede bir milyoner yaratma politikasına yönelmiş, milletin özellikle de yoksul çoğunluğun daha da yoksullaşmasına yol açmıştır.
Oy kaybının temel nedenleri bunlar olmuş fakat seçimlerde ders almadığı gibi ortamı daha da ağırlaştırmıştır.
Ulusalodak: 27 Mayıs Devrimi’nin en önemli söylemi “meşruiyetini yitirmiş bir iktidar” tanımlamasıdır. Birçok Türk aydının da konuyla ilgili olarak katıldığı bu söylem ile açıklanmak istenen nedir ve hangi gerçeklikler bu konuda ele alınmalıdır?
Hüseyin Avni Güler. Önce de belirttiğim gibi daha 1957 seçimlerinde iktidar milletin oy çokluğunu yitirmişti. Ancak seçim yasası nedeniyle mecliste çoğunluğu çoğunluk oylarını alan muhalefet değil, DP almıştı. Milletin oy çokluğunu almış meşru bir parlamento oluşumu artık söz konusu değildi. Uygun bir seçim yasası yapma yerine, ki 276 Mayıs Devrimi’nin ilk işi bu olmuştur, DP iktidarı diktatörlüğe doğru yönlenmeyi tercih etti. Bunu neden yaptı? Çünkü ekonomik durum iyiye gitmiyor, iktidar nimetlerini bırakmak istemiyorlardı. 1923 yılından itibaren, yabancı sermayeye değil kendi gücüne güvenen, tasarrufu esas alan milli bir ekonomiyi yürüten Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir yandan da dış borçlarını ödüyordu. DP iktidarı ise 1958 yılında dış ödemeler konusundaki yükümlülüklerini yerine getiremez duruma geldi. Bunda plansız programsız yatırımlar yanında israf, savurganlık ile yolsuzluklar rol oynamıştı. Vadesi gelen borçların ödenmemesi DP iktidarı üzerinde batılı devletlerin yaptırımlarını getirmekte gecikmedi. ABD, IMF ve Avrupalı devletlerin önerileri kabul edilerek 4 Ağustos Kararları ile bir istikrar programı uygulamaya konuldu. İthalat ve İhracat serbestleştirildi, Türk Lirasının değeri düşürüldü, Devalüasyon yapılarak 2.8 TL olan dolar, 9 TL ‘ye yükseltildi. Vadesi gelen 256 milyon dolar borç ertelendi. 359 milyon dolar dış yardım sağlandı. Kısa süre DP iktidarına ferahlık sağlayan bu önlemler ekonomiyi düzeltmeye yetmedi, ödemeler dengesi daha da bozuldu. Ekonomi iflas noktasına doğru sürükleniyordu.Karşı çıkmaları susturamadı. CHP, CKMP, Hürriyet Partisi’nin çoğunluğu aldığı muhalefet ile tartışmalar da meclisten sokağa taşmaya başladı.
Ulusalodak: Ekonomi bozuldukça muhalefet de şiddetleniyordu doğal olarak.
Hüseyin Avni Güler: Evet. Kimi konular 27 Mayıs Devrimi ile açıklığa kavuştu. Yargılama sürecini “köpek davası-bebek davası” diye küçültenler, en önemli konuları gündeme getirmiyorlar. Bunlardan birisi Merkez Bankası altınlarının kağıt üzerinde değil bizzat uçaklarla taşınarak dış borç karşılığı rehine verilmesi olayıdır. Bizzat tanık olduğum ve içinde bulunduğum milli ekonomiyi ilgilendiren ve DP’nin ne olduğunu gösteren bir konudur. Cumhuriyet’imiz kuruluşu ile birlikte ve bin bir güçlükle milli ekonomiyi sağlam temellere dayatmaya çalışmış ve büyük ölçüde başarmıştır. Merkez Bankası’nda altın stokları bulundurmak bunun en önemli yollarından birisidir. DP iktidarı öylesine bir borç batağına girmişti ki devletin 118 ton altını İngiltere’ye rehin olarak verildi. 2,5 tonluk uçaklarla taşınan bu altınlar içeriği bilinmeden uçaklarla taşınıyordu. Ben de pilot olarak bu taşımalarda bulundum. Ve havaalanında İngiliz polislerinden taşıdığımız yükün altın olduğunu tesadüfen öğrendim. Bu asker olarak DP iktidarının meşruiyeti konusunda soru işaretleri yaratıyor ve söylenti olarak yayılıyordu. Bilindiği gibi bu altınların 96 tonu daha sonra ulusun 27 Mayıs Devrimi’ne olan bağışları ve 27 Mayıs Hükümeti’nin çıkardığı zorunlu tasarruf bonoları ile İngiltere’den geri getirildi. Gene tanık olduğum konulardan birisi de Uçak Kazası’nın perde arkasıdır. Dövize şiddetle ihtiyacımız olan ve dış borçlarımızı ödeyemez, hatta altın stoklarımızı bile rehine verecek durumlara düşülen bir ortamda dış geziler tam bir savurganlıkla sürdürülüyordu. Kazada binlerce dolar DP iktidarının bakanları ve gezi heyetleri tarafından kullanılmak üzere bavullarla uçakta ortaya çıkmıştı.Havacı Subay olduğum için tanık olduğum bir diğer konu da DP iktidarının Müslümanlık konusunda içeride başka dışarıda başka olduğu idi. Laiklik konusunda ödünler veren, şeyhlerin, tarikat liderlerinin ellerini öpen, Türkçe ezanı Arapça ya geri döndüren, din derslerini zorunlu hale getirip, din okullarını yaygınlaştıran DP iktidarı bu konuda da samimi değildi. 1514 yılından 1920 yılına kadar Osmanlı egemenliğinde olan Lübnan 1923 de Fransız Mandası olmuştu.
Lübnan'da Hıristiyan nüfus yıllarca sürekli arttı. Hıristiyan-Müslüman kavgası eksik olmadı. 1958 yılındaki iç savaşta DP Savunma Bakanlığı emriyle Türk askeri uçakları Lübnan’a benim de pilot olarak görev yaptığım uçaklarla 76 kez silah gönderdi. Bu silahlar Hıristiyan kuvvetlerine gönderiliyor ve Müslüman direnişçileri öldürmek amaçlı olarak kullanılıyordu. Yani ülke içinde muhaliflerinden daha Müslüman olduğunu söyleyen DP iktidarı, Lübnan da Müslümanları öldürecek silahları Hıristiyanlara yollamaktan çekinmiyordu. Tıpkı 1958 yılında Fransız işgalci sömürge güçlerine karşı savaşan ve göğüslerinde Mustafa Kemal fotoğrafları çıkan Cezayir’in Ulusal Kurtuluş Cephesi direnişçilerine “asiler” dediği gibi. 1960 yıllarından itibaren tam bağımsız olan Cezayir’in ülkemizin adı geçtiğinde buruk kalmasına içte Müslümanlığı kimseye bırakmayan DP’nin dışta tam bir emperyalizm yanlısı politikası yol açmıştı. İşte bu ve benzeri konulardan halkın haberi olmuyordu. Basın üzerinde yoğun bir sansür uygulaması da başlamıştı. Sansür gerçeklerin milletçe öğrenilmesini engelliyordu. Söylentiler ile gerçekler birbirine karışıyordu. DP İktidarı meşru zeminini yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. DP iktidarda kalmasını giderek de cehalete ve halkın milli ve manevi duygularını sömürmeye dayalı bir siyaset yürütüyordu. 6-7 eylül olayları, Kıbrıs Mitingleri ile milliyetçiliği kullanıyordu. Ancak milliyetçilik duygularını savunur görünürken Cumhuriyet’in temel değerlerini yok ediyor, tek yanlı batı bağımlılığını artırarak Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kazanılan temelleri sarsıyor, Padişahçı dini akımların liderleri ile içli dışlılık DP’yi CHP liderleriyle yani Cumhuriyetin kurucu kadrolarıyla çelişki içine sürüklüyordu
Ulusalodak: . Milli Mücadeleden gelen Bayar’ın uyarı yapacağı düzeyde bir milli ve meşru zeminden uzaklaşmaya gitmişler.
Hüseyin Avni Güler: DP iktidarı “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” metnini suç sayar hale getiriyordu. Bu sözleri gazetelerde yazmak sansür konusu olmuştu. Vatan Cephesi ile bütün yurt sathında örgütlenme başlattılar.
Ulusalodak: İlk kez 1958 yılında DP Manisa İl Kongresinde muhalefetin CHP lideri İnönü etrafında bir kin ve husumet cephesi kurduğunu buna karşı Vatan Cephesi örgütlenmesinden söz ediyor.
Hüseyin Avni Güler: Söz etmekle kalmadılar. Hükümet karar aldı ve DP teşkilatları ülke çapında Vatan Cephesi örgütlenmesi başlattı. Hükümetin emrindeki radyo, ki o zaman tek bir radyo vardı, her gün Vatan Cephesine katılanların adlarını yayınlıyordu. Memleket Vatan Cephesi üyesi olanlar ve olmayanlar diye bir iç kavgaya doğru hazırlanıyordu. DP İktidarının muhalefete karşı sert tutumu artarak sürdü nisan 1960 da Tahkikat Komisyonu kurulması aşamasına geldi. DP İktidarının memleketin dört bir yanında mahkemeler varken geniş yetkiler tanınmış bir tahkikat komisyonu kurması tepkileri daha da artırdı. 15 üyelik bu tahkikat komisyonu tümüyle DP milletvekillerinden oluşturuldu. Böylece DP iktidarı kendisine karşı olan başta CHP olmak üzere diğer muhalefeti yargılayacak bir olağanüstü yargı yetkisinde kurum kurarak demokrasiyi tümüyle ortadan kaldırmış ve meşru zeminini kaybetmiş duruma düşmüştü. CHP muhalefetinin yasadışı yollara başvurduğunu, halkı silahlandırdığını, halkı ve basını bu yönde teşkilatlandırdığını bu amaçla yeni örgütler kurduğunu ileri sürerek sorgulama, yargılama ve ceza verme yetkisi ile kurulan Tahkikat Komisyonu, ilk çalışmaları ile amacını göstermeye başladı. Basın mensupları komisyon tarafından sanık sıfatıyla sorgulanmaya başlamıştı. Siyasal partiler ve kimi kuruluşların toplantı yapma, kongre yapma, yeni örgütlenmelerde bulunma haklarını yasakladı. Olaylar artık iktidarı da muhalefeti de aşan bir boyutta gelişiyordu. Üniversitelerdeki huzursuzluk sokağa taştı. Artık her gün bir büyük olay beklenir olmuştu. İktidar hem işleri kontrolden çıkarmış hem de gelmiş olduğu meşru çok partili demokratik rejimin temeli olan siyasal eleştiriye karşı diktatörlüğe doğru giderek meşru zeminini yitirmişti. Meşruluğunu yitiren bir iktidara karşı gelecek güçleri ise adım adım eritip yok ediyordu. Gazeteler sansür altında köşe yazarlarının “bugün canım yazı yazmak istemiyor” sözü ile çıkıyordu. Tahkikat Komisyonu haberleri yazılamıyor, kontrolden geçen yayınlar yasaklanıyor, gazete sayfalarında boş sütunlar artıyordu. İzinsiz öğrenci gösterileri böyle bir ortamda başladı. Polis ve askeri güçler ile üniversite gençliği birbirine kırdırılma sürecine girilmişti. Bütün bunlara karşı gelecek tek bir meşru güç kalmıştı. Milletin kendisi. Milletin kendisi ise çare olarak Ordusunu göreve çağırıyordu. Ordu’nun en üst kademesi Milli Savunma Bakanlığı yoluyla DP İktidarına bağlıydı. Cumhurbaşkanlığında eski bir Milli Mücadele Komitecisi oturuyordu. Meşru zeminin ifadesinin saati yaklaşmaktaydı. İşte 27 Mayıs 1960 Devrimini yapanlar “meşruiyetini yitirmiş iktidara karşı” görevlerini böyle bir ortamda aileleri ile haklarını helal ederek yerine getirdiler.
ULUSALODAK