ULUS BİLİNCİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN AKIL

Hıdır Beyaztaş, Mayıs 2007

 

    Osmanlı imparatorluğunun dağılması sonucunda bu topraklarda yaşamak isteyen unsurlar Mustafa Kemal’in etrafında birleşerek yeniden bir yapılanma ile yaşam hakkına kavuşmuşlardır.

     O günkü koşullarda iki seçenek vardı, yok olup gitmek ya da yeniden var olarak geleceğe bakmak. Türk ulusu da tercihini yaşamaktan yana koymuştur. Yeni  bir devlet kurarak  tarih sahnesinde  varolmak, o günkü koşullarda devleti kuran irade ve bu iradenin kullandığı ortak akılla oluşmuştur.

     Üzerinde yaşadığı toprakları vatan, birlikte yaşamak istedikleri toplulukları bir ulus kabul eden düşünce; kapitalizme ve Onun çocuğu emperyalizme karşı savaşarak devletini kurmuştur. Devleti kuran bu akıl, her türlü sömürüye, her türlü ayırımcılığa, gericiliğe ve ümmetçiliğe karşı koyarak; bunların emperyal oyunlar olduğunu bilerek, ulusun egemenliğine dayanan, hukukun üstünlüğüne inancı ve sosyal devlet anlayışı ile yoluna devam edeceğini dünyaya haykırmıştır.

     Ulus-devlet olarak  kurulan Türkiye Cumhuriyeti bugün emperyalizmin kuşatması ve dayatması ile karşı karşıyadır. Her devleti kuran akıl, kurduğu devleti daima yaşatmak ister. Türkiye Cumhuriyetini kuran akıl da kendi devletini kuran felsefe ile yoluna devam etmek istemektedir. Ama Dünya derin devletini kuranlar ‘’Ulus-devletlerin ömrünü doldurduğunu ‘’ ileri sürerek ‘’İnsan hakları’’,’’demokrasi’’ ve ‘’alt kimlikleri’’ dayanak göstererek ulus-devletleri yıkmak istemektedirler. ’’Yeni Dünya Düzeni‘’ (yeni emperyalizm) söylemi ile dünyanın küreselleştiğini, ‘’bağımsızlık kavramının yerini karşılıklı bağımlılıkların aldığını ‘’ söyleyerek  dünyayı yeniden  paylaşarak yapılandırmak istemektedirler.

     Bugün dünyada yaşanan savaşların ve çatışmaların esas nedeni de budur. Dünyayı yeniden paylaşmak isteyenler ile bu paylaşıma karşı çıkan uluslar bir çatışmanın içerisindedirler.

     Dünyayı yönetmek isteyen ulus ötesi sermaye ile kendi varlıklarını sürdürmek isteyen devletler içinde bulunduğumuz yüzyılda bu kavgayı sürdüreceklerdir. Küresel sermaye dünya zenginliklerini elde etmek için girmek istedikleri yasalarını kendi istekleri doğrultusunda değiştirerek hedeflerine ulaşmak istemektedirler. Bu nedenle medya ve satın alınan sözde bilim adamları ve işadamları ile beyin yıkama faaliyetlerinde bulunurlar. Yabancı sermayeyi koşulsuz olarak kalkınmanın tek göstergesi olarak anlatır dururlar. Devleti devlet yapan ekonomik sahalar ve kamu iktisadi kuruluşları özelleştirilerek yabancı sermayeye devretmeyi büyük bir marifetle ilericilik hatta çağdaşlık olarak anlatmaktadırlar.

   Emperyalizme karşı direnerek vatanın ve ulusun bölünmez bütünlüğünü savunan Atatürkçüler ile ulusalcıları gericilikle suçlayarak ‘’İçe kapanmak’’ olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Kendilerini ise dışarıya açılarak özünde teslimiyetçi olduklarını kamuoyundan gizlemeye çalışmaktadırlar.

     Kemalizmin bilimsel zemin üzerinde sanayide, tarımda, ulaşımda, teknolojide, bilgi ve bilişim alanında çağında üzerine çıkmak olduğunu anlamayan ya da anlamak istemeyen akıl fukaraları; her nedense emperyalizmi ve sermaye  tekelciliğini çağdaş ve ileri olarak göstermektedirler. Kemalizmin ekonomik anlamda üretimi insani anlamda özgürlük ve bağımsızlığı, sosyal anlamda eşit paylaşımı, sosyal yaşamda bilimi referans aldığını, hukukun  üstünlüğüne dayanarak uluslararası alanda barışı ifade ettiğini, dış dayatmalı tüketim anlayışını reddettiğini, her türlü sömürü ve bölünmüşlüğü dışlayan bilimdışı anlayışların olmadığını herkesin anlaması gerekir. Bu açıdan bakıldığında kuvayi milliye geleneğinden gelen ulusalcılığın kelimenin  tam anlamıyla ilerici ve çağdaş, mandacılığın her türlüsünün de gericilik olduğunu açıkça belirtmek isterim.

     Mustafa Kemal'in ulusu ve bu ulusun kurduğu devlet asla emperyal amaçlar gütmeyen ancak her türlü emperyalizme de karşı koyarak önümüzdeki  yüzyıllarda da yoluna devam edecektir. Bu devletin amacı kendi ulusunun çıkarların her şeyin üzerinde tutan, insan onuruna yakışır bir yaşamı hedefleyen değerleri kendi insanından esirgemeyecektir. Bu açıdan kalkınmayı, çağdaşlaşmayı ve her alanda ilerlemeyi hedefleyerek yaşayacaktır, ‘’payidar" olacaktır.

 

       Hıdır Beyaztaş