TÜRK GENEL DEVRİMİNE KARŞI OLAN CEMAATLAR

17 Eylül 2010

Devrimin başarılması ile birlikte Cumhuriyet yönetimi Osmanlı'dan bakiye, feodal yapının siyasi taklitçisi "toprak rejimi"ne el atmaya başladı. İlk iktisat kongresinde de konu tartışıldı.

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması stratejik olarak doğunun sağlam bir zemine oturmasını gerektiriyordu. Yeni kurulan Sovyetler ile ve İran ile sınırlarda büyük sorunlar aşılmıştı. Ancak Doğu'nun nüfus yapısının karmaşıklığı ve geri çekilen Güneydoğu bölgesinde Arap-İngiliz işbirliği tehdit oluşturuyordu. Bölgenin iktisadi yapısı, toprak rejimine bağlıydı ve topraklar ağa, bey, aşiret yapılanmasının elindeydi. Çok az modernitenin girdiği bölgeyi güvenilir kılmanın birinci yolu az sayıda asker ile savunulacak bölgelere kadar askeri (yenilen Osmanlı ordularından bakiye kalan ne varsa onu) çekmek (ki bugünkü güney sınırlarımızın cetvelle çizilmemiş olmasının, girinti çıkıntılığın temel nedeni bu tutunacak yere kadar geri çekilmedir, Lozan ile de -Musul hariç-sınırlar tasdik edilmiştir), ikinci yolu da ağa, bey, aşiret reisleri ile "milli mücadelede" anlaşmak olmuştur.

Doğudaki toprak rejimini günümüze kadar değiştiremememizin neden işte bu anlaşmadır. Bu nedenle de "milli mücadele" temelinde anlaşan ağa, bey, aşiret reislerinin üst yapı kurumu olan "cemaat" yapısı, uzun yıllar "Cumhuriyet" rejimi ile çatışma ve çelişkiye düşmemişlerdir. Tam tersine "1925" isyanı örneğinde olduğu gibi kendilerine ekonomik ve sosyal olarak yakın "İngiltere'nin bölgedeki çıkarlarına paralel davranıp "isyan eden" lerin değil, Cumhuriyet ordularının yanında yer almışlardır. Gülen cemaatinin kökleri olan Saidi Nursi' nin 1925 isyanında "leşkere-askere silah çekilmez" diye Şeyh Sait'in isyana katılma istemini reddetmesi bundandır.

Şerif Mardin'in "cemaatlerin içinde onları birbirine bağlayan toplumsal tutkalı çözemedim" demesidir bu girişin uzaması. Türkiye'nin bir çok konuda son derece yeterli bir akademisyeninin çözemediği tutkalı çözecek bilgi ve deneyim birikimimiz olduğunu söyleyemeyiz, üstelik akademik olarak haddimizi de aşmış oluruz. Ancak, "mahalle baskısı" kavramı ile gündeme gelen Şerif Mardin'in bu kez "cemaatleri benim anlayamadığım bir toplumsal tutkal bir arada tutuyor" ile yeniden ve ciddi boyutta gündeme gelmesi söz konusudur. Hanefi Avcı'nın "Haliçteki simonlar, dün devlet bugün cemaat" adlı hızla baskı sayısı artan kitabındaki açıklamaların en önemlisi "devleti Ömer adlı imam idare ediyor" iddiası ile bu konu birlikte ele alınmalıdır.

Dünya görüşü varolan düzeni savunan ve "Türk Genel Devrimi'nin tamamlanması, Ulusal Önderimiz Mustafa Kemal'in düşünceleri, yaptıkları ve gelecek perspektifleri" konusunda hiç bir şey söylemeyen, toplumsal gelişim sürecimizde "devrimci" ve katıksız" milli" duruş sergilemeyenlerin yapıtlarının onlarca baskı yaptığı, "Fethullahçı hareketi" ise en çok "Fethullahçı hareketten çıkma"ların açıkladığı bir ortamda Şerif Mardin'in ve Hanefi Avcı'nın açıklamalarının örtüştüğünü görmeliyiz.

Evet "esrar" vardır, "sır" vardır, "tutkal vardır", "devletin yerine geçmiş imam-imamlar" vardır. Ama bu bizler için sır değildir.

1938 yılından bu yana adım adım sonucu 1919-1938 döneminin bütün izlerini, kurumlarını ve değerlerini ortadan kaldırmaya yeminli bir "şer ittifakı"nın görünmez tutkalıdır. Bu tutkal ancak bilimsel bir analiz, 250 yıllık modernite tarihimiz, "milli" nitelikteki ulusalcı, ilerici ve devrimci kazanımlarımızı anlayan, onu geliştiren, üzerinde taşıyan ve böylece yarınlara aktaracak olanlar tarafından açıklıkla görülebilir.

Noktada kalan çizgiyi, çizgide kalan üç boyutu, üç boyutta kalan zamanın katıldığı dördüncü boyutu nasıl anlayamaz ise, Türk Genel Devrimi'nin içinde bedenen ve ruhen yaşayamayanlar da ne devrimi ne de karşıdevrimi anlayamazlar.

Atila Sarp