SEÇİM STRATEJİSİ ÜZERİNE

Mayıs 2011, Atila Sarp

Strateji, genel olarak saptanan hedefe güçlerin yönlendirilmesidir. Taktiklerin, yani küçük küçük amaçlanan hedeflerin doğru bir yönde birlikteliği stratejik hedefe ulaşmada en güç görülen ama daima sonuç almış bir yöntemdir.

Bizim kendimize esas alacağımız başarılı bir stratejinin örneğidir ulusal önderimizin başarısı. Emperyalizmin ve onun altlığı ve desteklediği gericiliğin yenilmesindeki en önemli başarı taktik uygulamasındaki titizliktir. Küçücük taktik hedeflerin sonuçta bağımsızlık ve özgürlük gibi temel bir amacın söke söke uygulanmasındaki başarının sırlarından birisidir Ulusal Önderi'mizin bir taktik dehası olması. Günlük yaşamın da bir taktik olarak devreye girmesi ise stratejik başarıyı tartışmasız hale getirmiştir.

Bu nedenle de devrim karşıtlarının birincil hedefi yaşamı bir taktik savaşı ile geçen Mustafa Kemal'in bedensel varlığına saldırı olmuştur. Görünür ve görünmeyen ortadan kaldırma amaçlı girişimlerin nedeni budur. 1938 10 Kasım'ının 9'u 5 geçe'sinde kesinleşen bedensel ayrılışın karşı devrime gittikçe hızlanarak verdiği cesaretin ve bugünlere gelen karşıdevrim aymazlığının cesaret aldığı da artık bir ulusal lideri olmayan, bu konuyu kavramayan güçlerle kolayca baş edeceğine inanmasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına ilk kez kendisini temel değerlerimizi yerleştirmede Mustafa Kemal'in verdiği görevleri yerine getirmekle görevli sayan, çıkarını değil, ulusunu, çevresini değil,partilileri, partilileri değil tüm yurttaşları düşünen bir yapıda kişi gelmiş durumdadır.

Anlaşılmayan ve yadırganan nokta budur. 1938 yılından bu yana adım adım gerileten devrimciliğimizin, 1960, 1968,1974'lerde tam bağımsız ve özgür bir ülkede yaşamak isteyen yurttaşlar olarak çıkışlarımızı taçlandıracak bir sürecin önü bu nedenle açılmıştır. Yeniden bu ülkenin tam bağımsızlıkçı, özgürlükçü, emperyalizme boyun eğmez yurttaşları en alttaki yığınlarla buluşmaktadır.

"Şer ittifakı" adını verdiğimiz "dinci,milliyetçi,liberal,sosyal demokrat,sosyalist,komünist" adı altında AKP ve onun başı Kasımpaşalı'nın çevresinde toplananların dağılması sürecini ancak stratejik yanlışlığı saptamayla anlayabiliriz.

Dışta emperyalizmin en merkezindeki sorumlulara "ABD Başkanına ve İsrail Başbakanına" kükreyen, "İslam Ülkelerine Halife Olma" hayali ile "Yahudi ve Hıristiyan Dünyası"nı karşısına alan, bu nedenle de Osmanlı kalıtımının izleriyle dolu ülkelerdeki ayaklanmalara karşı "apışıp kalan", hatta tersine ayaklanmaların zorla ezilmesini seyreden", Nato müdahalesine "hayır" derken, İzmir'deki Nato karargahına yabancı komutan gelmesini onaylayan, alabildiğine AB ülkelerinde yükselen "İslam düşmanlığına" karşı susan, seçimlere az bir zaman kala da dıştaki olaylar alabildiğine artar ve dünya yeni bir dış düzenleme sürecine giderken apışıp kalan bir yanlış Dış Politika stratejisi izlenmiştir. Böylece, AKP 2010 yılına değin yoğun destek aldığı bütün dış merkezlerin, bir kaç "şer'i" ülke dışında, desteğini yitirmiş, eskilerin deyimiyle "muallakta" kalmıştır. Kemal Kılıçtaroğlu ise kendisi ayaklarına gitmeyerek ve kadrolarıyla kurduğu temaslar sonucu dış dünyanın desteğini sağlamış bulunmaktadır.

İçte ise strateji ve taktik bakımından AKP seçim politikaları tam bir rezalettir. CHP ve MHP ile yarışması, bu iki parti ile seçim yarışında kullandığı araçları düzenlemesi anlaşılabilir. Ancak "Şer İttifakı"nın desteğini yitiren ve giderek çevresindeki yalakalarla yalnızlaşan Recep Tayyip Erdoğan, gittikçe saçmalaşan bir seçim stratejisizliği içine yuvarlanmıştır. Bir kaç adayı koymanın dışında CHP ile "AP,DYP,DP"lilerin bir ilgi, ve alakası bulunmamaktadır. AKP iktidarının alabildiğine sorumsuzca, Habur'dan girişçe taçlanan ülkenin birlik ve beraberliğine karşı tutumu bu çevrelerin CHP'ye yaklaşmasında en önemli etmenlerden birisidir. Diğeri ise geleneksel sağın kaynaklarının ithalat politikalarıyla, rant ekonomisiyle kurutulmasıdır. Bu yeni yetme, sonradan görme, cemaat destekli "zenginliğin" şımarıklığıyla Cumhuriyet tarihinin bütün yatırımlarını bir anda yok saymak ve Türkiye'yi 10 yıla yaklaşan AKP iktidarının cilalı yatırımları ve "çılgın proje" vaadleriyle tarihinden koparmak sağ liberal çevrelerde en büyük öfkeyi yaratmıştır. Sağ, liberal,Cumhuriyetçi,Laik-Müslüman çevrelerin idolü Süleyman Demirel'e karşı giderek artan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağır suçlamalarla dolu söylemi köprülerin seçimin en kritik sürecinde atılmasına neden olmuştur. Bugün Anadolu'nun dört bir köşesinde bu çevreler karşılık beklemeden "Kemal"e oy verilmesi için harıl harıl çalışmaktadır. Bir diğer vahim seçim hatası da BDP'ye, azınlık milliyetçilerine karşı gene seçimin en kritik sürecinde Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar güçlerinin kullanımı ve alanlardaki hamasi "milliyetçi söylemleri" ile ortaya çıkmaktadır ki, "bu ne lahana be ne turşu" denilecek düzeyde bir stratejik seçim hatası yapılmıştır. Suyun öte tarafına gidemezler diye küçümsediği ve hiç bir akla mantığa sığmayacak denli saçmalıklarla karşısına aldığı muhalefet partileri ve CHP, ardı ardına güçlü mitingler yaparak,hiç seçilemeyen yerlerde milletvekili çıkarma düzeyine gelerek bu saçmalığa en güzel yanıtı veren konuma gelmişlerdir. Bunlardan daha vahim ve belki de seçimleri etkileyecek en büyük hata kaset skandalları olmuştur. Kaset skandallarıyla ilgili Recep Tayyip Erdoğan ve iktidar yetkililerinin söylemleri ise tüyler ürperticidir. Kaset olayını derhal önlemek, bunu bir siyaset aracı olarak kullanmamak sorumluluğunda olan iktidar erkinin tam tersi yönde kullanılışı, hele hele geniş miting alanlarında seçim enstrümanı haline getirilişi  iktidar olanaklarıyla dolu bir partinin rezalet bir seçim kampanyası yürütmesinin sonuçlarından bir diğeridir.

Günlük yaşamından, siyasi ilişkilerine değin doğru bir taktik izleyen, ülkenin doğusu ile batısını, kuzeyi ile güneyini, Ankara'sıyla İstanbul'unu farklılık ve çeşitlilikleriyle birlikte kucaklayan Kemal Kılıçtaroğlu ise doğru bir seçim stratejisinin meyvelerini almaktadır. Hakkari, Amasya, Keçiören,İzmir mitinglerindeki canlılığın nedeni de budur.

Atila Sarp