O GECE

Fehmi Erbaş, 6 Mayıs 2011

O gece, bütün uğraşılara ve şahadetlere rağmen olayın akışını değiştiremediğimiz o bilinen gece, alışılmışın dışında bir güvenlik vardı bulunduğumuz Mamak Askeri Cezaevinde. İlk kez iç ve dış güvenlik birleşmiş, yasalarına uygun olmamasına rağmen her zaman çiğnemeye alıştıkları bir tarzda silahları ile girmişlerdi koğuş koridorlarına. Bu telaş bizim de beklediğimiz bir anı yakınlaştırıyordu ve küçük gözlem deliklerinden sanki yürek gözlerimizi dışarıya uzatırcasına ortalığı izliyorduk. Hepimiz kulak kesilmiştik.

Bir kaç dakika sonra 5. koğuşdaki arkadaş çakmağı yakıp yakıp söndürerek, çaprazlamasına duran bizim koğuşun penceresindeki arkadaşa çıktıklarının işaretini vermişti. Sessizdik, öyleki iğne yere düşse ses çıkaracak derecede sessizdik. Ve şakırdayan zincir sesleri cezaevinin koridorlarında yankılanmaya başladı. Bunu bir anlık sessizlik takip etti ve arkasından Deniz gür sesiyle; “Haydi eyvallah arkadaşlar, hakkınızı helal edin!” dedi ve zincir seslerinden algıladığıma göre yürümeye başladı. Arkasından önce Yusuf ve sonra Hüseyin çıktı. Zincir sesleri, sessizlik. İki kez “Hoşca kalın arkadaşlar” sözlerini işittik. Onlarda şakırdayan zincir sesleri ile cezaevini terk ediyorlardı. Yüreğim onlarla yürüdü, acıyla.

Aynı davadan yargılanmanın özgül durumundan ötürü, bulunduğum 1. Koğuşun penceresinden, onların çıkışını ve ayrı ayrı cankurtaranlara bindirilişlerini izledim. Son kez görüyordum gidenleri.

Gidenler gitmişti, sessizlik ise devam ediyordu. Bu sessizliği bozan tek şey, koridorlardaki askerlerin cezaevini alel acele terk edişlerinde, postallarının çıkardığı tekdüze raprap'lardı. Ve gardiyan Nafiz ve Mehmet dayı göz yaşlarına hakim olamıyorlardı. “...olmaz, olmaz, böyle gülerek gidilmez!..” diyorlardı, mesleklerinin getirdiği tecrübe ve katılığa rağmen. Daha bir kaç ay önce Nafiz ve Deniz’in şakalaşmasını gözümün önüne getirdim, “ Deniz ipini ben çekeceğim ve meşhur olacağım” diyordu Nafiz ve hepimiz kahkahalarla gülüyorduk bu alıştığımız espriye.

Uyumadı hiç kimse ve konuşmadı kimse gün ağarana kadar. Sessizliği bozan yalınızca kapatılmamış olan radyo cızırtısıydı. Haberlerin başlamasıyla birlikte hepimiz birbirimizin yüzlerine bakmaya çalıştık ve üç arkadaşımızın infazından söz ediyordu tok ve kalın spiker sesi, ilk haberleri verirken.

Arkasından hışımla sayım için girdiler askerler koğuşumuza. Ve sayım bitti. Sayım yapanlar aptallaşarak işlerini yaparken, ilk kez bu kadar çabuk yaptıkları sayıma şaşarak bize bakıyorlardı, sanki niye tepki göstermiyoruz der gibi. Dağılmadık, Onlar için yalınızca saygı duruşunda bulunduk.

O gece Onlar giderken gelenek olmasına rağmen hiçbir slogan atmadık, zira Onlar ..”Ajiteye ihtiyacımız yok !..” diyerek istememişlerdi bunu. Ben ise bu gün dahi hayıflanırım bu katı gerçekliğe.

Ve yaşam devam etti, tam 39 yıl geçti o geceden bugüne dek. Çok sözler verildi, çok antlar içildi. Unutanlar zaten unuttu, unutmayanlar devam ediyor yollarına, zincir seslerinin şakırtılarını halen kalplerinde hissederek...

Ne demişlerdi; “Yaşasın Türkiye halkının bağımsızlığı! Yaşasın marksizmin-leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm!”

Halen bugün tazeliğini koruyor bu çağrı.

Çağrıya uymak, Emek, Barış ve Özgürlük Mücadelesinin bir bütün halde yapılanmasından geçtiğini bilince çıkararak örgütlenmek ve mücadele etmektir.

Tıpkı Malcom X’in söylevi gibi: “Bir taş at. Bir taş daha at. Bir şiir ateşle. Bir yumruk yükselt. Sesini yükselt. Bir çocuk yetiştir. Bir maske tak. Duvara bir slogan yaz. şehitleri an. Bir hayal kur. Bir barikat kur. Tarihine sahip çık. Sokaklara sahip çık. Bir slogan at. Bir kurşun at. Bir tohum ek. Bir ateş yak. Bir cam kır. Terle. Sahte belge düzenle. Bir bildiri bastır. Bir kanun kaçağını barındır. Bir yara sar. Bir dosta sevgi göster. Silahını temizle. Hakikati söyle. Bir miting düzenle. Arkanı kolla. Gökyüzüne bak. İz bırakma. İşçilerden öğren. Bir yoldaşa öğret. Bir hücreyi ziyaret et. Bir savaş esirini kurtar. FBI'ın gizli dosyalarını çal. Kendi kalbini çal. Parolayı aklında tut. Bir aynasızı silahsızlandır. Bir füzeyi çalışmaz hale getir. Bir fıkra anlat.Bir plan yap. Bir ümit ışığı gör. İsmini değiştir. Bir teoriyi test et. Bir dogmaya meydan oku. Korkunu kullan. Bir damla gözyaşı akıt. Haritayı incele. Hainlerle hesaplaş. Ağırlığını hakkıyla taşı. Biraz daha ağırlık kazan. Sevmek için mücadele et. Sevdiğini bir daha söyle. Sınırı aş.“

Fehmi Erbaş