MEKTUP

Kardeşim Sarp,

Mektubumu tümüyle “İsyan ve Tevekkül” üzerine yazmayı uygun gördüm. Mektup yazdığında kitabı okuyup okumadığımı, okuduysam değerlendirme yapmamı söylemiştin. Kitabını bir arkadaşta görmüş ve  “hızlı göz gezdirme” ile kısa bir zaman ayırarak incelemiştim. Okumamı ve değerlendirmemi isteyince hemen edinmeye çalıştım. Ankara’daki hemen hemen büyük boy kitapçıların hiç birinde kitabını bulamadım. Satışının çokluğu nedeniyle değil basımcı “Birharf” yayınlarının dağıtımından kaynaklanan bulunamama söz konusuydu.

Daha sonra sorun yaptım ve kitabı bir arkadaştan alıp 27 Nisan günü okumaya başladım. İlk üçte birini bitirince sana yazmayı uygun gördüm. Her üçte birinde de değerlendirmelerimi göndereceğim.

Benim www.ulusalodak.net internet dergimde “bize gelen kitaplar”da okuduğum yayınların değerlendirmesini yapıyorum. Bu değerlendirme genelde teknik bir tanıtım oluyor. İçeriğine ilişkin “tanıtıcı” yazılar dışında ayrıntılara girmiyorum.

“İsyan ve Tevekkül”ü senin istemin üzerine değerlendirmek amacıyla okudum. Üçte birini okuduğum ve geneli hakkında “içindekiler” den ve “hızlı göz gezdirme” den edindiğim bilgilerle sana değerlendirmemi yapmakla kalmanın eksik olacağını düşünerek hem benim internet yayınında, hem de çeşitli çevrelere ulaştırmak amaçlı bir yazıyı sana mektup olarak da göndererek kağıda dökmeye karar verdim. İkinci kararım ise kitabın daha üçte birinde aklıma geldi. “Büyük Türk Devrimi Yolunda Tanıdıklarım: Genç Ordu Devrimcisi Sarp Kuray” diye kitap bittikten sonra bir yazı yazacağım.

 “İsyan ve Tevekkül” ile ilgili olarak baştan ilk  yargımı ikirciksiz iletmeliyim. Son derece önemli, okunması gereken, öğretici olan, deneyimlerini yansıtan ve “kuramı” kavramış bir insan olarak “kuramcı Doktor Hikmet Kıvılcımlı”yı yorumlayan bir yapıt ortaya koymuşsun. İçtenlikle kutlarım.

504 sayfalık kitabının “Çağdaş Türk Siyasi Devrim Tarihi”nin başvuru olacak niteliği var. Belli ki sen sıkıştırılmış zamanda, taşımış olduğun bilgi birikimi, deneyim ve devrimci yaşantının özetini bu yapıtla yansıtmışsın.

Bir düşünürün çok sevdiğim bir sözü var:

“Kişilerin ne yaptıklarının incelenmesi tarihin daha iyi anlaşılmasını sağlar” diyor.

O denli içten, gerçekçi ve olduğu gibi yaşadıklarını yazmışsın ki, o yazdıklarının “zaman ve mekan”da incelenmesi ardımıza bıraktığımız fırtına gibi 1959-2009’un çok daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Ancak henüz başlangıçtaki üçte biri okuduğum için “güncel” konulara ilişkin değerlendirmeyi sonra yapacağım. Özellikle “ulusalcı” ve “sivil toplumcu” ikilemine ilişkin yazdıkların son derece önemli.

Burada “Doktor Hikmet Kıvılcımlı”ya ilişkin yazdıklarını, onun alıntılarının ne anlama geldiğine ilişkin yorumlarını değerlendirecek bir şeyler söylemek isterim.

Doktor Hikmet Kıvılcımlı konusunda onun siyasal kaygılardan uzak Türk Tarihi’nin içinde kuramcı olarak yer verilmesi, özellikle doğu toplumları konusundaki görüşlerinin “bilkim1 adına bütün insanlığa sunulması görüşüne katılıyorum. Şu anda salt onun adına çalışma yapan, yayınlar yapan,parti ve “siyasal merkezler” kuran bir çok girişim ve yapı var. Bu konuda iddialı satırların yeterli değil. “İsyan ve Tevekkül”ün “Doktor Hikmet Kıvılcımlı” ya ilişkin bölümlerini, onun ne demek istediğini ve ne demek istemediğini, kimin ve hangi çevrelerin onu olduğu yerde değil başka yerde gösterdiğini, ya da  sanki onu takip ediyormuş gibi görünüp, bambaşka siyasal amaçlara tezlerini yapıştırmaya çalıştığını çerçeveli bir yayınla yazmalısın. Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın “ ordu gençliği” derken neyi kastettiğini ve neyi kastetmediğini daha da açarak yazacaklardan birisi, bana göre, sensin.

Doktor’un ezberci bir “işçi” ve “işçi sınıfı” kavramı kullanıcısı değil, özgün bir tarihi sürecin ortaya çıkardığı “işçi” anlayışına çok kısa değinmişsin. Bence “modern sınıflar” konusunda Osmanlıdan Cumhuriyete geçişte eksiklik var. “Osmanlı tarihinin maddesi”nin “mezepotamya”dan geldiği doğru. Ama Osmanlı esas yatırımlarını ve büyük coğrafyasından merkezde topladığı gelirlerinin Balkanlara, Ege adalarına, Girit’e, Rodos’a, Kıbrıs’a yaptığı konusu üzerinde durmak gerekiyor.

Doktor bizleri “genç kuşak”, Mihri’leri “eski kuşak”, kendisini de “en eskiler” diye “tasnif ederdi.

En eskilerden iki isim “Komintern üyesi” idi. Birisi olan Kerim Sadi (A.Cerrahoğlu) ile Doktorun bir dönem yoğun ilişkileri oldu. Hatta bu ilişkiler sosyal ortamdaki “tartışma”dan “polemiğe” geçince, aklımda kaldığına göre “Marksizmin kalpazanları 1: Kerim Sadi” diye broşürü basıp dağıtmış, kitabın arka kapağında ise , “Marksizmin kalpazanları:2 Nazım Hikmet “tanıtımı yapılmıştı. Ama bu yayını hemen durdurdu. Doktor Hikmet kıvılcımlı bu süreci 50.Yazı Yılında Kerim Sadi için “genç kuşaklara yanlış bilgiler geliyor evet biz en eskiler aramızda alabildiğine kalem savaşı yapardık ama her karşılaşmamızda ise coşkulu bir biçimde birbirimizi kucaklamayı da ihmal etmezdik” diye yazmıştı.

Şimdi burada en eskilerin kuramlarını iki ayak üzerine oturtmak gerekiyor. Doktor Hikmet “Osmanlı Toplumunun maddesi” ile Cumhuriyete geçişi bağdaştırıyor, reform ve devrim süreci içinde tezini ortaya koyuyor.

Ama Kerim Sadi de Osmanlı coğrafyasında kapitalist gelişmenin olduğu Girit ve Yunan yerleşikliğindeki kapitalist gelişmenin “ulusal isyana” ve “Yunan Ulus Devleti”nin kurulmasına ve “Girit” başta olmak üzere Osmanlı Coğrafyasındaki kapitalist gelişmelerin Osmanlı’nın yıkılmasındaki rolüne ve Türkiye’de Kapitalizmin gelişmesine ilişkin yazıyor.

Demek ki bizler ve gelecek kuşaklar, eğer ezbere bilgi ile yollarını açmayı düşünmüyorlarsa, kendi “iç dinamiğimizin” yarını kuracağına ilişkin bir süreçte dün olduğu gibi bugün ve yarın da yaşamayı düşünüyorsak, “Osmanlı Tarihinin Maddesi” konusundaki Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın yazdıklarını da, “Türkiye’de Kapitalizm” konusunda Kerim Sadi’nin yazdıklarını da iyi değerlendirmek durumundayız.

Yoksa “Grek-Roma-Ortaçağ-Kapitalizm” sürecinin Osmanlı coğrafyasında yaşadığını ve bu süreçten çıkıp gelen Türkiye Kapitalizminin, Osmanlı Tarihinin maddesinden gelen tefeci-bezirganlık ve onunla işbirliği yapan “yabancı sermaye”, ve bütün bu ilişkileri içinden çıkıp gelen, “geçmişin dirlik düzenini arıyan seyfiye-ilmiye buluşmasına” karşı ne yaptığını anlayamayız.

Kerim Sadi, benim incelediğim, okuduğum ve değerlendirebildiğim kadarı ile senin tasnifine göre,“Hazırlop salon sosyalistleri”nden değildir.“Kadro-yön-devrim hareketi”nden değildir. “Ezberci, batı kuramının tekrarcısı” değildir.

Antika Medeniyetten bugünlere gelen üretici güçlerle, “modern” Türkiye Kapitalizmi’nin üretici güçlerinin iki önemli tarihsel gelişim ayağımız olduğunu, bunları ise iki en eski sosyalistin yaşadıkları dönemin “bilgi ve deneyim” birikimi ile yazdıklarını ve bugünlere değin taşındığını, bizlerin bu derin “kuramsal” geçmişimizi öğrenip bugünleri ve yarınları kendi dilimizle “kuram”sallaştırmamızı düşünüyorum.

Yazdıkların “Doktor Hikmet Kıvılcımlı Ne demek İstiyor”, “Ordu Gençliği ve Türk Ordusu”, “68 Kuşağı ve Ordu Gençliği İnsiyatifi”, “Yaşadığım İsyan ve Tevekkül”, “Yeniden örgütlenme Süreci” ya da başka diğer başlıklarla her biri oldukça önemli görüş ve düşünceleri  içeriyor.      

Son olarak tarihimizin her döneminde büyük bir sorun olarak ve “dış dinamiklerce” ve bir “dış program” olarak sunulan “etnik” temelli konulara ilişkin değerlendirmemi iletmek istiyorum. Türkiye’de “dinsel ve etnik” ayrımcılıklar ve sorunlar öylesine “dış programlar”da yer almaktadır ki bu konuların “akademi” düzeyinde ele alınarak  günlük siyasal tartışmalardan uzaklaştırılması düşüncesindeyim. “Akademi” düzeyinde ele alındıktan sonra bu konularda en azından genel geçerli “konsept-kavram”lar kullanabiliriz ve ne dediğimizi ve ne demediğimizi açıkça ortaya koyabiliriz. Bu konuda son derece köklü, farklı bakış açıları içindeyiz. Üstelik güncel olarak da maalesef bu konularda iş çığrından çıkmış, “bilimsel ve doğru” ekseninden sapmış, yarın ne olacağı bilinmeyen bir sürece girilmiş durumda.“İçindekiler”de başlık olarak açtığın “etnik sorun”a ilişkin görüşlerine ilişkin değerlendirmemi, okuduktan sonra yapacağım.

Yeniden bu denli çok konuyu içeren, kapsamlı, okura oldukça önemli bilgiler ileten, Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın tezlerini son derece açık ve anlaşılır biçimde ileten kitabının “anlayarak” okuduğum üçte biri için değerlendirmemi burada kesiyorum.

Umarım başını ağrıtmadım.

Atila Sarp

Ankara, 25 Mayıs 2009