Av.Halit Çelenk
Köy Enstitüleri Vakfı 7.Genel Kurul Konuşması
Nisan 2007
Değerli Başkan,
Değerli öğretmenler,
Değerli arkadaşlar,
Önce Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfının bu genel kurul toplantısına beni davet etme inceliğini gösteren sayın başkan Zeliha Kanalıcı ve yönetim kurulu üyelerini kutluyor ve genel kurula başarılar diliyorum.
Bu Genel Kurul, bölgemizde büyük tehlikelerin oluştuğu ve bunların yansımalarının ülkemiz içinde yaşanmaya başladığı bir döneme rastlamaktadır.
Bağımsızlığından her geçen gün biraz daha ödün veren Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasında vurgulanan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma özelliklerinden de hızla uzaklaşmaktadır. Yoksulluk ve işsizliğin artması, işçi ve emekçi sınıflarla birlikte küçük esnafı ve küçük memuru perişan duruma sokmuştur. Bu durum suçların artmasına ve yeni suç türlerinin çıkmasına neden olmuştur. Kimse evinde ve işyerinde kendini güvencede hissetmemektedir. Özelleştirme politikaları ile limanlar, köprüler, bankalar, fabrikalar gibi halkın birikimleriyle yapılmış tüm varlıklarımız ve stratejik varlıklarımız elden çıkarılmakta ve yabancı sermayeye mal edilmektedir. Türkiye’yi yöneten kadro bir yandan demokratik hakları kısıtlamak öte yandan ise laik devlet anlayışını ortadan kaldırmak için her türlü çabayı göstermektedir.
Amerikan emperyalizmi, ülke içindeki yandaşlarıyla birlikte, zaten NATO, ikili anlaşmalar ve benzeri sözleşmelerle büyük ölçüde bağımsızlığını yitirmiş olan Türkiye’yi daha da bağımlı hale getirebilmek ve parçalamak için planlar yapmaktadır.
Bölgeye bakacak olursak, emperyalizm, Sovyetler Birliğinin dengeleyici politikası ortadan kalkması ile birlikte Büyük Orta Doğu projesi adıyla planladığı, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerini Çin ve Hindistan sınırına kadar kendi hegemonyası altına almak için silahlı silahsız tüm saldırıları yapmaktadır. Afganistan ve Irak saldırıları bunun son örnekleridir.
Türkiye’nin yöneticileri bu projede Amerikan emperyalizminin yanında olduklarını açıklamışlardır.
Emperyalizm Afganistan ve Irak’ta yüz binlerce kadın, erkek ve çocuğu katletmiş, bu ülkelerin tarihini yok etmiş, Irak’ta Şii ve Sünni halkları birbirine düşman etmiş, böl ve yönet politikaları ile bölgeyi kan ve ateşe boğmuştur.
Ama bu bölgede gelişmiş silahlar kullanmasına, sürekli ek askeri birlik göndermesine rağmen Irak Direnişini ortadan kaldıramamış ve bir batağa saplanmıştır.
Bu durum, emperyalizmin Türkiye’ye yönelik hesaplarının da uzun vadede boşa çıkacağının bir kanıtıdır.
Bu açıdan 14 Nisan mitingi anlamlı ve önemlidir.
14 Nisan mitinginde yüz binlerce insanın yaşasın Türkiye’nin bağımsızlığı, kahrolsun emperyalizm, kahrolsun IMF, Türkiye laiktir, laik kalacak sloganlarını atması ABD’ye ve ülkemizdeki Amerikan işbirlikçilerine önemli bir uyarı olmuştur kanısındayım.
Sabrınız zorlamamak için öğretmen mücadelesine, Köy Enstitülerinin bu mücadeledeki yerine ve bugün özetlemeye çalıştığım bu ortamda bu mücadelenin önemine kısaca değinmek istiyorum.
Türkiye açısından öğretmen mücadelesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Birlikte çalıştığım, uzun yıllar bağımsızlık ve demokrasi için verdikleri mücadelelerinde yanlarında olduğum öğretmen arkadaşlarımın ve özellikle de Köy Enstitüsü kökenli olan öğretmen arkadaşlarımın Türkiye’nin Aydınlanma mücadelesinde de çok önemli katkıları vardır.
Köy Enstitülerinin temel amacı, Batı Aydınlamasında olduğu gibi hilafet ve saltanatı yıkan, eski harfleri kaldıran, tekke ve zaviyeleri kapatan, eğitim, yargı gibi alanlarda laiklik anlayışını yerleştiren Cumhuriyet devrimini ya da Atatürk Devrimlerini Anadolu’ya yaymak ve burada yaşatmaktı. Bir başka deyişle, ulus yaratma, ulusal bilinci uyandırma, uygarlık, aklı ve bilimi toplumda egemen kılma, tüm yaşam alanlarını hurafelerden temizleme gibi girişimler ve kavramların hayata geçirilebilmesi için köy yoksullarından uygar vatandaş yaratmak gerekmekteydi. Bu anlamda, Köy Enstitüleri modeli Kemalist Cumhuriyet için yaşamsal önemdeydi. Tonguç, “Yaşayan köy” adlı yapıtında bunu şöyle anlatmaktadır “Köylü insanı öylesine canlandırılmalı ve bilinçlendirilmeli ki, onu hiçbir kuvvet yalnız kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin. Köy sakinlerine uşak ve köle işlemi yapılmasın. …Onlar da her vatandaş gibi ..haklarına kavuşabilsinler..” İlerici ve halka dönük bir hareket olan Köy Enstitüleri bürokrat kesimin ve özellikle de toprak ağalarının tepkisini çekmekteydi çünkü demokratik ve üretici nitelikleri feodal toplumun üretim ve yaşam biçimine ters düşmekteydi. Kaynağı ve hedef kitlesi nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan yoksul köylülük olan Köy enstitülerinde aydınlanmanın getirdiği özgür düşünce ortamında yetişen öğrenciler, edindikleri bilgileri yaşam alanına uygulamaya başladıkları andan itibaren, gericiliği, köy emekçilerinin yoksulluk nedenlerini, köylerdeki toprak ağalığı olayını sorgulamaya başlamışlardır. Köy Enstitüsü mezunu bir çok yazar, çizer ve düşünürün de toplumsal yapıdaki gerilik ve çarpıklıkları dile getirmeleri ve sol düşünceyi paylaşmalarının nedeni kanımca budur. Bundan daha doğal bir şey olamazdı. Çünkü büyük bir düşünür, çok haklı olarak, insanların bilinçlerini, içinde bulundukları maddi yaşam koşullarının belirlediğini söyler.
Sonuçta, Köy Enstitüleri Osmanlı artığı bürokratların, kökleri kazınamamış toprak ağalarının, savaş vurguncusu burjuvazinin hedef tahtası haline geldiler ve bunların etkisi altındaki CHP iktidarı tarafından kapatıldılar. Mehmet Başaran’ın “Tonguç Baba” şiirinde söylediği gibi “ Komadı karanlığın ağaları/ Ülke uyansın/ Çiçeğe dursun/Komadı aydınlıktan korkanlar”
Ama yaydıkları ışık Türkiye’yi en karanlık dönemlerde bile aydınlatmaya devam etti.
Çok yetenekli yazarlar, şairler, aydınlar yetiştiren Köy Enstitüleri aklın ve bilimin ışığını Anadolu’nun en ücra köşelerine taşıdılar, Enstitülerin mücadeleci geleneğini Türkiye Öğretmen Sendikacılığının örgütlü mücadelesine de taşıdılar.
İşte bu mücadeleci, devrimci geleneğe yukarıda anlattığım ülke ve bölge koşullarında çok ihtiyacımız var. Yani Enstitülü arkadaşlarımın görevleri bitmedi, katlanarak devam etmekte.
Onlar Türkiye’nin tüm yurtseverleri ile birlikte bağımsızlık ve anti-emperyalizm ilkelerini savunmaktadırlar, savunmalıdırlar.
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.