İran’ın Uranyum Zenginleştirme Programı nedir?
Nükleer Silah Teknolojisi mi?
Nükleer Enerji Teknolojisi mi?
Turhan Çiftçibaşı, Mayıs 2007
Bugünlerde derin sermaye kaynaklı mütareke basınının öncülüğünde İran’ın uranyum zenginleştirme programının Türkiye’ye tehdit oluşturduğu konusunda kamuoyu kışkırtılmaktadır.
Bunun doğruluk derecesini irdelemek için atom bombası nedir, nükleer santral nedir, uranyum zenginleştirme nedir konularında Ulusalodak okuru olan kalbi ülke sevgisiyle çarpan yurtseverlere teknik aydınlatma bilgisi vermek istedim.
Önce şunu soralım:İran atom bombası yapsa ve Türkiye’ye veya bir komşusuna karşı kullansa ne olur.
Bombanın patladığı yerde herkes ölür.
Yakın illerde ve İran da radyoaktif serpinti ile çoğunluk kanser olur veya sakat kalır.
İsrail’e karşı kullansa ne olur? Filistin de herkes sakat kalır.
Çernobil’de zincir reaksiyonu denilen bomba patlaması olmadığı halde, sadece teknik arıza ile nükleer maddenin buharlaşarak atmosfere karışması ile Karadeniz sahilimizde etkileri uzun sürdü.
Dolayısıyla İran Türkiye'ye nükleer saldırı yapar kışkırtmasına kapılmadan ve amacı Türkiye’yi İran’a karşı savaşa sürmeyi planlayan Atlantik ötesinin ve içimizdeki temsilcilerinin kışkırtmalarına kapılmadan düşünmemiz gerekir.
Atom bombası ve nükleer santral teknolojisini, ulusalodak okurları olan, kalbi Türkiye için çarpan dostlara özetlemek isterim.
Uranyum nedir?
Nükleer silahın çekirdeğinde proton ve nötron sayısı toplamı yani atom ağırlığı en büyük maddelerden. Proton ve nötron sayılar çok büyük olduğundan bu maddelerin atom yapıları kararlı değil. Zaman içerisinde radyoaktif ışımalar yayarak çekirdekleri parçalanıyor, daha küçük atomlara ayrılıyorlar.
Uranyum tabiatta doğal olarak bulunan en ağır madde. Bundan daha ağır elementler de var ama yapay olarak üretiliyorlar ve daha çabuk parçalanıyorlar.
Uranyum tabiatta U-235 ve U-238 olmak üzere iki biçimde bulunur. Proton ve elektron sayıları eşit (92) olduğundan kimyasal özellikleri tümüyle aynıdır, ama nötron sayısı farklı olduğundan yoğunluğu çok az farklıdır.
U-235 de 143 nötron , U-238 de 146 nötron vardır.
Nükleer reaktörlerde ve atom bombasında çok az hafifi olan U-235 kullanılır.
Diğer yani U-238 ne işe yarar? Nükleer santralarda yüksek teknolojik işleme ile gene atom bombası ve santrallerde kullanılan daha değerli olan plütonyum elde etmekte kullanılır.
Atom bombası nedir? Nükleer enerji santralı nedir?
Her ikisi de aynı temele dayanır. Nükleer füzyon ya da zincirleme reaksiyon.
U-235 maddesine veya yüksek teknolojik tekniklerle üretilmiş daha ağır bir madde olan plütonyum -239 maddesine bir nötron gönderildiğinde bir atom çekirdeğine çarparsa çekirdek parçalanır, büyük bir enerji çıkar ve daha küçük çekirdeklere ayrılır. Buradan üç nötron yayınlanır. Her biri birer çekirdeğe çarparsa her biri üçer nötron daha fırlatarak parçalanır. Bu zincirleme reaksiyon sonunda muazzam bir enerji ortaya çıkar.
Ama atomların yapısında büyük boşluk vardır. Atomun çekirdeği bilye büyüklüğü kabul edilirse elektronların yörüngesi stadyum çevresi gibidir. Arası boşluktur ve gönderilen bir nötronun çekirdeğe çarpma ihtimali artar. Malzemenin kütlesi kritik kütle denilen miktara ulaştığında gelen nötron mutlaka birine çarpmaktadır.
Kritik kütle uranyum-235 için 50 kg., plütonyum-239 için 16 kg. dır.
U-239 ile kaplanmış plütonyum-239 için 10 kg yeterli olmaktadır.
Nükleer santralde bu malzemeler nasıl kullanılır?
60 kg uranyum 30’ar kilogramlık iki parça halinde (18 kg Plütonyum 9’ar kilogramlık iki parça halinde ) aralarında izolatör ile suyun içinde bulunurlar. Bir taraftan nötron tabancası ile üzerlerine nötron gönderilirken aralarındaki izolatör yavaşça kaldırılıp indirilerek kritik kütleye yaklaşılır, uzaklaşılır. Isı arttıkça izolatör devreye girer, ısı azalınca çıkar. Isınan su buradan başka bir sisteme gönderilerek ısı enerjisi olarak ya da elektrik enerjisine çevrilerek kullanılır.
Nötron tabancası olmasa bile kritik kütlenin üzerinde bulunan radyoaktif madde arada bir kendi çözülmesi ile yayınladığı nötronlar ile kendi kendine atom bombası reaksiyonuna neden olabilir. Ama bunun kendiliğinden oluşması için yan yana getirmek mümkün olmaz, daha iki kütle birbirine yaklaştırılırken kritik kütleye yaklaşırken, kendi çözülmesi ile yayınladığı nötronlar zincirleme reaksiyonu oluşturmaya başlarlar. Oluşan ısı nedeniyle Uranyum sıvı ve buhar olup dağılır. Çernobil kazası da kritik kütle üzerindeki malzemenin böyle kontrolsüz bir şekilde yan yana gelmesi nedeniyle buharlaşmasıdır.
Atom bombası nedir?
Toplamı kritik kütlenin üzerinde olan bu iki parça kütlenin biri diğerinin üzerine dinamit topu ile fırlatılırken ikisi birden nötron tabancası ile nötron yağmuruna tutulur. Eriyip buharlaşamadan kritik kütle oluşur ve atom bombası patlar.
Yani nükleer santral ile atom bombası teknolojisi birbirine çok yakındır.
Dolayısıyla İran ‘’nükleer silah yapma kapasitesine yaklaşacak‘’ ifadesi ile ‘’nükleer santral kurma kapasitesine yaklaşacak’’ ifadesi arasında fark yok.
Atlantik ötesinin ülkemizdeki gönüllüleri İran’ın nükleer saldırısına karşı önceden biz vurmalıyız gerekçesini yaratmaya çalışmaktalar.
İran’ın nükleer birikimi santral yapmaya mı silah yapmaya mı dönüktür. Hangisine inanacağımıza biz karar vereceğiz.
İran Türkiye'ye nükleer saldırı yapar mı? Amerika ve Türkiye deki AB fonlarıyla desteklenen temsilcileri bizi buna inandırmaya çalışıyorlar.
Bunlara biz karar vereceğiz.
Fakat yaşadığımız bazı gerçekler var:
Bu coğrafyada yaşamayan insanlar için burada yaşayanlar satranç taşları kadar değersizdir. Satrançta ‘’atımı verip karşıdakinin vezirini alayım‘’ demek kadar basittir. ’’Irak’da kontrolü altındaki Saddam’ı büyükelçisi vasıtasıyla Kuveyt’e saldırmaya teşvik edip sonra tüm teknolojisiyle Irak’ı yıllarca acımasızca bombalamak ve bombaların ve askeri harcamaların parasını karşılamak üzere tüm Arap ülkelerinin kaynaklarına sizi koruyorum gerekçesiyle el koymak.’’ Bu kadar basittir. Onlar için. Bu coğrafyada yanan canlar, akan kanlar umurlarında değildir. Sadece satranç tahtasındaki piyon kadar, at kadardır insanların değeri.
Batı ülkelerinin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.
Bu benim değerlendirmem.Ama herkesin değerlendirmesi kendinedir.
Biraz da uranyum zenginleştirmenin detayını ve zorluklarını anlatmam gerekli.
Uranyum zenginleştirme nedir ?
Türkiye'de de çok bulunduğu söylenen uranyumu işlemenin ilk aşamaları zor değildir. Eriterek dibe çöken ağır kısımların seçilmesi veya kimyasal tekniklerle adım adım saflaştırma işlemidir.
Fakat uranyum oranı her yerde seyrektir.
25 ton uranyum madeninden (toprak) 50 kilogram uranyum elde edilir. Saflaştırılmış bu uranyuma ‘sarı pasta’’ denmektedir.
Ama saflaştırılmış bu uranyumun % 99,3 ü atom bombası ve reaktörde doğrudan kullanılamayan U-238 dir.
Yani kullanılabilecek U-235 oranı % 0.7 (binde 7) sidir.
Sonuç olarak 25 ton madenden süzerek 350 gram ilk etapta kullanılabilir U-235 elde edilmektedir.
Bir nükleer silah yapımı için veya nükleer reaktörde kullanım için 60 kg. U 235 gereklidir. Dolayısıyla bir atom bombası yapmak (ya da nükleer santralde kullanmak ) için 4300 ton maden işlemek gereklidir. Bunun zorluklarını da ayrıca aşağıda sunuyorum:
Sizce kısaca ve en anlaşılabilir biçimde uranyum zenginleştirme basamaklarını sunmak istiyorum.
Biraz önce belirttiğim gibi,
25 ton uranyum madeninden (toprak) 50 kilogram uranyum (sarı pasta) elde edilir demiştim.
Buraya kadarı basit eritme ve en ağır kısmını seçme veya kimyasal tepkime ile uranyumu seçme işlemidir.
Bundan sonrası yani bunun da % 99.3'ünü oluşturan U-238'i ayırarak binde yedisi olan ve işe yarayan U-235 elde etmek iğne ile kuyu kazmaktan zor ve meşakkatlidir.
Proton ve elektron sayıları eşit olduğundan tüm kimyasal özellikler eşdeğerdir. Sadece yoğunluğu birazcık daha azdır. Dolayısıyla bu ikisini kimyasal yollarla ayıramayız.
Bilinen (sır olmaktan çıkmış) fiziksel yollardan bazıları şunlar :
Uranyum hexaflorid gazı elde edilerek çok düşük bir basınç altında çok ince yüzlerce süzgeçten geçirilmekte. Hafif olan U-235 bu süzgeçleri daha çabuk geçtiği için çıkışta U-235 yoğunluğu artmaktadır.Bu işlem yüzlerce kez tekrarlanarak her adımda biraz daha U-235 yoğunluğu artırılmaktadır.
Daha sonra uranyum tetraklorit haline getirilerek elektriksel olarak yüklenmekte, çok zayıf mıknatısların önünden geçerken daha ağır olanlar yavaşlamakta, daha hafif olan U-235 yoğunluğu artırılmaktadır. Bu işlem de yüzlerce kez tekrarlanmaktadır.
Üçüncü aşamada santrifüj uygulaması ile daha ağır olan U-235 biraz daha ayıklanmaktadır.
Bu bilgiler öğrenilmiş kamuya açık bilgilerdir. Muhtemelen gizli tutulan daha iyi teknikler bulunmuştur ve İran’ın bu bilgileri kendisinin keşfetmesi gerekecektir.
Üstelik tüm bu işlemlerin, çalışanların radyoaktif radyasyondan korunması için kurşunlu camların ötesindeki uzaktan kumandalı robot elleri ile yapılması gerekmektedir.
Yani İran’ın bu seviyeye gelmesi için çok uzun yol kat etmesi gereklidir.
Tüm bu bilgiler batının bize doğru diye aktardığı bilgiler. Belki üretimin daha kolay yolları bulundu ama nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmasına imza attığımız için bizim araştırmamız dahi yasak. Onların verdiği bilgiler abartı da olabilir.
Keşke bizim yöneticilerimiz de İran’ın gösterdiği bu cesareti gösterebilse.
Nükleer enerjiye karşı olanlar nükleer santralın 30 yılda kendisini amorti ettiğini söylüyorlar. Kendi santral teknolojine sahip olmazsan santralını onlar kurar, yakıtını onlar verir, yakıtın bitmişini onlara geri vermek zorunda isen sana elbette pahalı gelir (yakıtın bitmişi aslında en değerli ve yüksek teknolojik yeni maddeler içeren kısmıdır).
Şunu da ekleyelim. Rusya kendi enerjisini nükleer enerjiden elde ederken, pahalı enerjisi olan doğalgazı bize satıyor.
Peki ülkemizde nükleer enerjiye karşı olanlar kötü niyetli mi?
Bir söz vardır. Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülmüştür denir.
Diyorlar ki nükleer santralde olacak bir kaza o bölgemizi yaşanmaz hale getirecektir.
Peki biz kurmuyoruz. Ama Ermenistan'da sınırımızın dibinde, Çernobil ile aynı eskimiş teknolojide nükleer santral var.
Bulgaristan'da sınırımızın dibinde nükleer santral var.
Riskine ortağız. Gelirine değil.
Greenpeace ve Türkiye'deki iyi niyetli olduğunu umduğum arkadaşlar nükleer enerjiye karşı çıkarken söyledikleri bazı doğru sözler var.
Amerika 1978 den beri yaklaşık 30 yıldır yeni nükleer santral kurmadı diyorlar.
Almanya 1982 den beri yaklaşık 25 yıldır yeni nükleer santral kurmadı diyorlar.
Ama söylemedikleri şeyler de var. Dünyada 400 den fazla nükleer santral var. Türkiye'de nükleer enerji santralı kurulmasını engellemeye çalışan ülkelerden ABD’de 109, İsveç'de 11, Japonya'da 55, Fransa'da 59 nükleer santral var. Onlarda gereğinden fazla santral zaten var. Nükleer santralar onlara evet, bize hayır.
Şu örneği de hatırlayalım. Türkiye'de siyanür ile altın aranmasına karşı direnişleri Alman vakıfları desteklerken, Avrupa’nın altın borsasına hakim olan Almanya'da hala siyanürle üretim sürdürülüyor.
Greenpeace batı dünyasının örgütüdür ve mali destekleri nereden alırsa onun düdüğünü çalması doğaldır. Ülkemizdeki Greenpeace üyelerinin bir kısmının iyi niyetli olup olmaması emperyalizmin oyununa gelmelerine engel değildir.
Sonuç :
İran, Rusya ve Türkiye bu bölgenin hiç dominyon olmamış üç ülkesidir. Türk halkının bir başka ülkeden yöneticileri olmamış, onlara ‘’sahip’’ diye hitap etmemiştir.
Bu üç ülke dünyanın kana doymayan dev canavarı olan emperyalizmin oyununa gelip birbirine saldırmamalıdır. Rusya ve İran’ın varlığı, Türkiye’nin de direnme gücünü arttıracaktır.
Yüksek teknolojide ve nükleer teknolojide ilerlemek bizim de İran’ın da hakkıdır.
İsrail’in ve tümüyle İsrail denetimindeki batı dünyasının dışında bu teknolojinin edinilmesi dünya barışı için belki de gereklidir.
Şu bilgiyi de son not olarak ekleyelim:
Tüm çabaları harcayarak iğne ile kuyu kazarak 60 kg Uranyum 235 ürettiniz. Bunu bedava enerji kaynağı olarak yıllarca kullanmak ya da bir atımlık bomba olarak kullanmak. Hangisi mantıklı?
Uluslararası sermayenin istemediği şey nükleer enerji teknolojisine bu coğrafyanın sahip olmamasıdır. Aksi halde petrol ve doğal gaz bağımlılığı azalacaktır. Köleleştirme sağlanamayacaktır.
Turhan Çiftçibaşı