İLAN EDİLMEMİŞ SAVAŞ VE BOYUTLARI

Haydar Tunç KANAT, Ekim 1994

 

Ulusal odak aramızdan ayrılan 27 Mayıs Devrimi’nin 38 genç subayından merhum MBK üyesi , Tabii Senatör  Haydar Tunç Kanat’ın yazısını askeri strateji konusunda

Önemi ve güncelliği taşıması nedeniyle okurlarına ilk kez sunuyor.

...

 

Türkiye uzun bir süredir, teröre karşı ilan edilmemiş bir savaş  sürdürmektedir. Gelmiş geçmiş hükümetler , terörü önemsemedikleri ve de gerekli önlemleri zamanında almak beceri ve cesaretini gösteremedikleri içindir ki, dıştan ve içten desteklenen terör giderek güçlenmiş ve ülkenin en önemli sorunu haline gelmiştir.

 

Şimdi , bir türlü ilan edilemeyen bu savaşta görevlendirilen Kuvvetlere göz atarak olayın  boyutlarını  belirlemeye  çalışalım: Sayıları 250 bine varan ( asker , jandarma, Polis ve korucu ) bir kuvvet , yoğunluğu Doğu ve Güneydoğu’da olmak üzere , tüm yurt düzeyinde , ülkenin bölünmesini önlemek , vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için canları ve kanları pahasına , günün her saatinde terör ve doğanın acımasız koşulları altında savaşıyorlar.Ay-yıldızlı bayrağımıza sarılmış şehitlerin tabutları, her gün yurdun her yerinde büyük acılar içinde toprağa veriliyor.  Ya yaralılar ! Onları da dikkate aldığımızda , bu savaşın gerçek yüzünü görebilir ve boyutlarını tahmin edebiliriz.

 

İlan edilmemiş savaş ile, ilan edilmiş savaş arasında askeri açıdan çok ince , ve ince olduğu kadar da  önemli bir fark vardır. İlan edilmiş bir savaşta askerler savaşı, savaşın  koşullarına göre  yaparlar. İlan edilmemiş bir savaşta ise Güvenlik güçlerinin eli kolu bağlıdır. İnisiyatif ve avantaj  hiçbir kural tanımayan, vur kaç taktiğini uygulayan terördedir.

 

Gelmiş geçmiş hükümetlerin hemen hepsi bu gerçeği kavrayamadıkları , ya da kavramak istemedikleri içindir ki, yıllardan beri terörün kökü kazınamamış, vatan evlatları  boş yere telef edilmiştir. Olağanüstü hal ilanı ve uygulaması ile terörle başa çıkılamadığı açıktır.Terör 1980 ‘ den önce de vardı , daha güçlenmiş olarak bugün de var. Bundan çıkarılacak sonuç, uygulamanın başarısız olduğudur.

 

 

Biraz da , ilan edilmemiş savaşın giderlerini  belirlemeye çalışalım ; Bir tabancanın fiyatı 10-20 milyon , bir tek merminin de 10-20 bin lira arasında olduğunu söylersek, bu savaşta yıllardan beri sarfedilen , top, roket, mermi, bomba , vb. ; tanık, zırhlı  araç ve uçakların kullandıkları yakıt  giderlerinin yıllık  tutarının büyüklüğü  kolayca tahmin edilebilir.Hükümetler şimdiye kadar bu giderlerin hesabını yapmadıkları için de ,savaşın yıllık maliyetini bilmek olası değildir. Terörü küçümseyen hükümetler, bunun sona erdirilmesi için  yeterli ödenek ayırmadıkları gibi , gerekli olan diğer önlemleri de almamışlardır. Olağanüstü hal bölgesinde görev yapan güvenlik güçleriyle , memurlara aylıkları dışında tazminat ödenir.80 bin korucunun aylıklarının yıllık tutarını da bunlara eklemek gerekir. Yıl içinde teröristlerce  yakılan , yıkılan köylere yapılan yardımlar da oldukça büyük bir toplam oluşturur. Ayrıca bizim sadece prestij İçin  Mogadişu’ya gönderdiğimiz birlik , Adriyatik Denizi’nde bir savaş gemisi ve İtalya da bir F-16 Filomuz vardır.Bunların da  giderlerini dikkate aldığımızda , ilan edilmemiş savaşla , prestij için yurt dışına yollanan savaş birimlerinin giderlerinin ne kadar yüksek  olacağını tahmin etmek kolaylaşır.

  

Para olmadan savaş yapılamaz . Bu kadar büyük bir güvenlik gücüne , savaşı sürdürmek için 1994 Bütçesinden  200 trilyon lira ayrılmıştır. Bu miktar, savaşın bir ya da iki aylık giderlerini  ancak karşılayabilir.Bir kısım malzeme ve cephane , stoklardan karşılandığı için hesaplarda görünmeyebilir. Fakat, tükenen stokların yerine konulması için de para gereklidir. Bunların çoğunu da dışarıdan  dövizle satın alma zorunluluğu vardır. 880 trilyonluk 1994 Bütçesi ,180  trilyon açıkla bağlanmıştır.Terörle savaşın başarıyla  sürdürülmesi için , yıl içinde en az 400 trilyon  lire daha gerekli olacaktır Bu nereden ve nasıl karşılanacaktır ? Karşılanmadığı taktirde, savaş 1995 ve daha sonraki yıllara sarkacaktır.Şimdiye kadar uygulanan yöntem bu olduğu için  70 li yıllarda  başlayan terör güçlenerek güçlenerek günümüze  gelebilmiştir. Hele , terörle savaşı , demokrasi içerisinde sürdürmek gibi bir düşüncenin  yeri yoktur. Bu teröre ödün vermektir.

 

Tüm yurt sathına yayılmış olan  bu terörü etkisiz hale getirmek  için yıllardır süren ilan edilmemiş savaşı ilan etmek gerekir.Kısmı seferberlik  zorunlu olabilir, ülkenin güç ve kaynaklarının büyük  bir  bölümünün bu savaşta kullanılabilmesi içinde , savaş ekonomisine geçilmeli ve sıkı bir  tasarrufa geçilerek , halen sürmekte olan savurganlık ve lükse son verilmelidir. Tasarruf seferberliğine önce, savurganlığın en yaygın olduğu Cumhurbaşkanlığı, T.B.M. Meclisi ve Bakanlıklar bütçelerinden  başlanmalıdır. Savaş , vatandaşlardan büyük özveri ister ; savaş sona erinceye kadar, hatta  savaş sonrasında da  uzun bir süre ulusca büyük sıkıntılar çekilir ve yokluklara göğüs gerilir ; savurganlığa ve lükse müsaade edilmez.

 

Dış ve borç batağında boğulmak üzere olan ülkemizde, durum bunun tam tersidir. Günümüzün parolası ; çalışmadan köşeyi dönmek ve üretmeden tüketmektir. Enflasyon ve  pahalılık halkı canından  bezdirirken , enflasyon ve hayali ihracat zenginlerinin  pahalı otellerdeki görkemli düğünlerinde devlet  büyüklerinin boy göstermeleri ne kadar acıdır.Ülke bölünme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş , ekonomi iflasa sürükleniyor, pazarlarımızı yabancı mallar işgal etmiş, ihracat ithalatı karşılamaktan uzak , mal ve can güvenliği kalmamış … Cumhurbaşkanı, bakanlar, eski bakanlar, muazzaf, emekli general ve subaylar, hakimler,savcılar, gazeteciler daha birçokları korunmasız gezemiyorlar. Ya günün her saatinde teröristlerin kör bir  kurşununa , ya da bombasına hedef olan vatandaşların can ve mal güvenlikleri nasıl sağlanacak ? Böyle bir  ülkede rahat uyumak mümkün müdür? Başta iktidar olmak üzere muhalefet ve herkes , şunu iyice anlamalıdır ki , ülke çok ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. Bu tehlikeyi , kısa sürede etkisiz  hale getirip , savaşın gerektirdiği tedbirleri kısa sürede birlik ve beraberlik içinde göğüslemezsek, çok yakın bir gelecekte , ülkemizde de bir Bosna Hersek dramını yaşamak kaçınılmaz olacaktır. Sonra bizi ne belediye  ve ne de genel seçimler kurtarabilir.

 

Haydar TUNÇKANAT

Ekim 1994