DENİZ BAYKAL’A AÇIK MEKTUP
Atila Sarp, 2 Mayıs 2007
Yakın çevremizin 2007 seçimlerinde ne yapacağız sorusuna 25 Mayıs 2007'den önce sağlıklı bir yanıt veremeyeceğimizi iletmeyi sürdürüyoruz. İçinde yalnız kendimiz, ailemiz, arkadaşlarımız ve ulusumuzla birlikte bulunduğumuz Tandoğan ve Çağlayan’dan sonra seçimlerin çok da öneminin kalmadığı bir sürece girmiş bulunuyoruz. Bunun üzerine Ordu’nun uyarıları ve Cumhurbaşkanlığı seçimi, Anayasa’ya aykırı alınan seçim kararı konusu da eklenince her yurttaş gibi bizim de son derece sorumlu bir davranışa ve çevremizi etkileyecek düşünce netliğine kısa sürede ulaşmamız gerekmektedir.
1968 yılında Ankara Üniversitesi Öğrenci Birliği Başkanı olarak Doçent Deniz Baykal ile “Günümüzde Demokrasi” adlı Ege Üniversitesi Öğrenci Birliği ve İzmir TMTF tarafından düzenlenen panelde çözümün “devrim” ile olacağını ve eğer “Mustafa Kemal oylama yapsaydı bu oylamanın sonucunda kazanan milli güçler olmazdı” sözlerime Baykal “her zaman demokrasi gerekir” yanıtı vermişti. O zamanlar Baykal okuyordu, yön gösteriyordu ve özellikle Kemalizm konusunda “sağ Kemalizm, sol Kemalizm” açıklamalarını ve yazılarını yazıyordu. İnönü liderdi, Ecevit Genel Sekreter, Baykal ise üniversitede doçentliğini sürdürüyordu. 12 Mart'da idamdan döndük. 12 Eylül'de etnik ırkçı, mezhepçi sendikalistlerin ihbar listesi ile işten atıldık, pazarlara düştük, “içki ortamında bizim gibi halktan gelen çocuklara operasyon yapan Komünist iddialı bir soytarılar grubunun hainlik suçlaması ve operasyonu ile sokağa atılıp Ortaköy'de askeriyenin eline düştük, geldiğimiz yeri ve arkadaşlarımızı okumamak için işkence tezgahlarında adımızı bile söylemedik, ayaklarımızdan kalıp kalıp sökülen tırnak ve derileri genç arkadaşımıza zarf içinde sunduk”. Yolumuzda yürümeye devam ettik.
Zincirbozan'dan tahliyesinin ertesinde Deniz Baykal ile Esat'daki çay ocağımızda sohbet ettik,yıl 1982. Muammer Aksoy’un bedeni kan gölü içindeydi, kaldırılmamıştı, daha vücudu sıcaktı, başında bir araya geldik. Oran'da 3 yıl komşuluk yaptık, birlikte ormanda yürüdük . 1995 yılında birebir konuşmamızda görüş talebimizi kabul ettiler, ayrıntılı olarak görüşlerimizi sunduk. İnönü, Ecevit ekolünü temsil ediyor diye, Murat Karayalçın‘a karşı adaylığını bütün ilişkilerimizle destekledik. Deniz Baykal bizim için tek bir adım atmadı, biz sabırlıca onlarca adım attık. Şimdi bu açık mektubu yazma hakkını ve kendisiyle senli benliliği bu nedenle elde ettik.
Evet, altımızda mersedesimiz, bankada milyonlarca dolarımız ve yat deyince yatan kalk deyince kalkan tebamız yok. Bunu biliyoruz ve Baykal’ın muhataplarının ve muhatap kabul ettiklerinin bu aşamada kimler olduğunu da tahmin ediyoruz. Ancak biz 20 Mayıs 2007'den önce, tarihimizin bu çok önemli sürecinde, ulusumuzun çıkarlarını kıskançlıkla düşünerek nereye oy vereceğimiz ve soranlara nereye oy vermelerinin doğru olacağını önerme konusunda bir karara varmak durumundayız. Açık mektubumuzu yazmak bizim, yanıt verip vermemek tümüyle Deniz Baykal’ın sorumluluğunda.
Bütün ulusun neredeyse ayağa kalktığı ve çözüm aradığı bir süreçte Deniz Baykal 2 Mayıs 2007 günü parti meclis grubunda önemli şeyler söylüyor. Bu konuda kendisinden daha net açıklama bekliyoruz.
1- Tandoğan ve Çağlayan mitinglerini desteklediğini, sahip çıktığını değil, bu mitinglerin CHP tarafından yapıldığını söylüyor. Ne kadar haklı olduklarını açıklıyor. Böylece 2002 seçimlerinden sonra ne yaptıkları sorusuna yanıt veriyor. Bize göre ise 2003-2004-2005-2006 yıllarında bir muhalefet partisi olarak ne yaptıklarının irdelemesinin üstünü kapatıyor. Bu tutum 300 sivil toplum kuruluşunun, CHP, DSP, SHP, İP, GP, HÜR P. dahil daha bir çok parti ve başka partilere üye yurttaşlarının devleşen emeğine el koymak olmuyor mu? Üstelik en yakınlarında Tandoğan mitingine açıkça karşı çıkanlar varken, bu yaklaşım doğru mu? "Hep birlikte yaptık, bizim de büyük katkımız oldu" yerine tercihini emeğe el koyma yönünde kullanmak doğru oldu mu? Bu tutum Tandoğan'da başlayan, Çağlayan'da gürleşen ve ulusumuzun başından ABD ve AB dış programcılarını kovacak olan insanlarla daha şimdiden araya duvar koymaya yol açmaz mı? Yarın iktidar olduğunda Tandoğan'da, Çağlayan'da ulusun bütün dünyaya duyarlılığını gösteren kadroları daha şimdiden önce parlamentonun sonra devlet kurumlarının dışında tutma politikasına adım attığını anlamayacak kadar saf görme tutumunu değiştirmen gerekmez mi? Ulusalcı, “milli” bir yönetimi kurmayı düşünüyorsan ki ulus bunu herkesten bekliyor, emperyalist kuşatma ve provokasyonlara nasıl bu tutumla ulusun seferberlik ruhunu harekete geçireceksin?
2- Anayasa Mahkemesi ulusun 2/3'ünü temsil eden, Cumhuriyetin ve Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerine uygun bir Cumhurbaşkanı yolunu açan bir karar veriyor. Bu kararı biz sağladık diye bayram yapmak doğru mu? Çoğunluğu hukukçu olan bir meclis grubunun başkanı, çevrelerinde hukukun en üst düzeyindeki insanların olduğu ve mezun olduğun okulun en üst düzeydeki hukukçularıyla her zaman ilişki kurma olanağına sahip olduğun halde, 367 rakamı konusunda ilk görüş yurdumuzun yüz akı bir yüksek yargıcımızdan geliyor. Bu yargıcımızın emeğine saygı göstermek üslubu yerine her şeyi biz yaptık demek ne denli doğru? Aynı yargıcın Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bitmeden bu meclis bir karar alamaz, Cumhurbaşkanı seçimi yapılamadığı için zaten seçim kaçınılmazdır düşüncesini enine boyuna tartışmadan neden mecliste erken seçim kararı alınmasına, 480 üyenin toplanmasına katkıda bulundunuz? Erken seçim kararı ile yapılacak genel seçimlerin meşruiyetini tartışmalı hale getirecek bu tutumun açıklaması nedir? Yüksek Yargıcın 367 önerisine alınan tavrın aynısı şimdiden TBMM’nin meşruiyetini tartışır hale getirmiyor mu? Ulusun tümünü seferber edip sorunları çözmek yolu varken böyle bir tutum yarınların sorumluluğundan kaçmak için kurulmuş bir meşruiyet pususu olarak görülmez mi?
3- Son derece kritik bir süreçte, Tandoğan'da ve Çağlayan'da milyonlar sağa da sola da “birleşin” diyor. Ulus yeni bir döneme girdiğimizin, ulusumuzun ABD ve AB tarafından içerideki uzantıları ve işbirlikçileriyle ihanete uğradığının farkında. Ve bu ihaneti püskürtmeye başlamanın coşkusu ile birlik çığlığı atıyor. Ulusumuz o tarihsel bilinciyle tıpkı ulusal önderinin yaptığı gibi “ asıl olan iç cephedir, herkes birlik olmalıdır” diye yalnız söylemiyor, çoluğu çocuğuyla yürüyor. Bu çığlığı dar siyasi çıkarlara hapsetmek üslubu yanlış olmuyor mu?
İki genel seçim öncesinde 298 kişilik bir “Danışman” ordunuz vardı . Ne oldu da seçimlerden sonra bu danışman ordusu dağıldı, her biri bir başka yerde şimdi. Onlarla aynı partide birlikte idiniz. Demek ki aynı partide sizinle birlikte olmak çözüm değil. İnsanlarla birleşiyorsunuz, birlikte tek çatı oluyorsunuz ve Parti Meclisi seçimi yapıyorsunuz. Ben de bu seçimlerde aday oldum, benimle onlarca yılı süren tanışıklığa karşı ne “298 danışmanınız “arasına ne de Parti Meclisi listelerine adımı yazdınız. Yazmayı bırakın en yakınınızın matbaasında kazandığım, söz verilen haklarımızın tutanağının silenleri baş tacınız yaptınız. Melih Gökçek’in karşısına iki aday çıktı Genel Sekreterliğin genelgesine uygun. Melih Gökçek’in ekmeğine yağ süren bir adayı hem de genelgeye karşın seçtiniz. Böyle zamanlarda eski gençlik liderliğimizi kastederek yakın çevrenize “kapıyı açarsak o kapıdan kimler girer belli olmaz” deyişinize de hak veriyorum. Çünkü bizim kapımızdan “fikri ve bedeni emeği” ile “yasaların verdiği ticaret ile” çalışıp çabalayanlar geçebilir. “Hırsıza, uğursuza, naylon faturacıya, yalakaya, ABD ve AB dahil bütün yabancı uşaklığına” yüreğimizin de, işyerimizin de, alnımızın akıyla yerine getirdiğimiz bütün mevkilerimizin de kapısı kapalı olmuştur ve hala kapalıdır. Bu nedenle hiçbir destek görmeden Parti Meclisi üyeliği adaylıklarımda 45 sonra 133, en son olarak da 216 oyu önemsiyorum. Demek ki Genel Başkanlığını yürüttüğünüz o teşkilatın Genel Kurul Delegeleri sizin gibi düşünmeyip bize kapı açıyor.
Yeniden gelin partiye girin ve birlikte çalışalım diyorsunuz. Bana değil çok şükür, “birleşin” diye ulusun işaret ettiği diğer partilere. Ama şu tabloya bir açıklama yapmanız gerekiyor. Sizin daha önce verdiğiniz güvene uyup Genel Başkanlığınızda bir araya gelenlerin Parti Meclisi seçimlerinde aldıkları oy miktarları şöyledir:
Mümtaz Soysal 736, Abdülkerim Zilan 634, İstemihan Talay 580, Mehmet Moğultay 544, Emre Kongar 502, İsmail Cem 498, Adnan Keskin 487, Ahmet Güryüz Ketenci 483, Algan Hacaloğlu 474, Eşref Erdem 430, Haluk Koç 398, Oya Araslı 367, Berhan Şimşek 352, Önder Sav 359, Sinan Yerlikaya 334, Mehmet Sevigen 321, Esat Canan 298, Güldal Okuducu 273, Zekeriya Akıncı 284, Fuat Çay 281, Yılmaz Ateş 269.
Kısa bir süre sonra Deniz Baykal ve çevresi oluşuyor ve size güvenip birleşenler ve partinin en yüksek organında delegelerden en yüksek oyu alanlar değil, onların yarısı oyu alanlar çevrenizde toplanıyor. Bu sosyal adaletten, halkçılıktan, demokrasiden sözden bir partide en büyük garabet örneği değil mi? Bugün Partinin en üstünde haksızca bulunan bu kişilerin parti içi mevkilerinin adaletsizlik, haksızlık ürünü olmadığını söylüyorsanız, Önder Sav, Sinan Yerlikaya, Mehmet Sevigen, Esat Canan, Güldal Okuducu, Zekeriya Akıncı, Fuat Çay, Yılmaz Ateş’lerin hangi geçerli bilgi birikimi, deneyim, ulusumuzun temel niteliklerine bağlılık, ulusal önderimize saygı ve sevgi, dürüstlük gibi ilkelerle kendilerinden iki katı oy alan, Mümtaz Soysal, Abdülkerim Zilan, Mehmet Moğultay, İstemihan Talay, Adnan Keskin, Ahmet Güryüz Ketenci‘lerin yerine seçildiğinin ulusumuzu inandırıcı bir açıklamasının bizzat tarafınızdan 2007 Genel Seçimleri öncesi yapılması gerekmez mi? Bu açıklama son derece önemlidir. İnandırıcı olmak zorundadır. Böyle bir inandırıcılık olmadığı takdirde seçimlere kısa bir süre kala birleşme konusunda esas adım atacakların ulusun içine düştüğü durumu çözmeyi düşünmedikleri inancı yaygınlaşmaz mı?
Size gelecek, katılacak, salt ulusun çıkarı için ve hiçbir ikbal, çıkar, mevki, şan, şöhret beklemeden oy verecek ve diğer yurttaşlara oy vermesini önereceklere pişman olmayacakları böyle bir tercih konusundaki açık enstrümanlar sunmanız zorunlu değil mi? Yoksa geçmişte yaşanan böylesi bir deneyin zarar görenleri bu gerçekleri ne adına yok saymalıdır? Evet Deniz Baykal, bu sorulara açık yanıt bekliyorum. Açık yanıtınızı ve yanıtlamadığınızı sahibi olduğum dergide yayınlayacağım.
Atila Sarp
tumapa@mynet.com
www.ulusalodak.net