Cansızdan canlıya dönüşüm
Hakkı ÇELİK, Nisan 2007
Canlı ve cansızlarda bulunan atomların birbirinden hiç bir farkı yoktur. İnsandaki karbon atomu ne ise kömürdeki aynıdır. Bu oksijen ve diğer atomlar içinde geçerlidir. Peki canlı ile cansız arasındaki mesafe nedir ? Bunu nasıl ölçebiliriz. Bunu anlamak için kıvrılan bir ip merdiveni andıran kalıtım molekülü DNA´yı inceliyelim. DNA da 4 değişik amino asit molekülü vardır; Adenin, Thymin, Cytosin ve Guanin. Kısaca A-T-C-G. İşte bu moleküller üçlü kodlar halinde dizilerek uzun zincirler halinde DNA molekülünü oluşturur.
Buradan anlaşılacağı gibi DNA sadece bir molekül değil aynı zamanda bir yazılım şeklidir. Bilgisayarda 0 ve 1 işaretleri sekizli gruplar halinde kodları oluşturur. Kilometrelerce uzun zincirler oluşturan 0 ve 1 işaretlerinden müzik, resim yazı vs.geliştirilir. DNA yazılım şeklinde ise A,T,C,G kodları üçlü gruplar halinde yazılımı oluşturur. DNA´yı anlayabilmek için nasıl okunacağını bilmek gerekiyor. Bilgisayar programını okuyabilmek için bilgisayara, DNA zincirini okuyabilmek için hücreye gereksinim vardır. DNA zincirinin ne anlama geldiğini bilirsek bu zincirin kas, enzim, hücre duvarını vb.nasıl yaptığını anlayabiliriz.
Dünyamızda A-T-C-G kodlarından oluşan genetik yazılımı en küçük virusten , nesli tükenmiş dinozora kadar bütün canlılar kullanmaktadır. Bir dünya düşünün yazılan en büyük ansiklopediden alınan en kısa nota kadar hep aynı yazı kullanılmaktadır. Buradan anlaşılıyor ki yeryüzündeki tüm canlılar bitkiler dahil, bir uzaylı için, birbiriyle çok yakından akrabadır. Bunun da tek yorumu vardır: Dünyamızdaki yaşamın tamamı tek orijinlidir ve sadece bir kerecik oluşmuştur.
Hücre içinde nanoteknik ile genetik materyal üçlü kodlar halinde okunmakta ve bildiğimiz sentezler kas, hücre duvarı vs. yapılmaktadır. Genetik materyali (DNA) başka bir gezege ne gönderdiğimizi düşünelim. Bunu okuyacak makine olmadığı için hiç bir işe yaramayacaktır. Ancak birlikte bir hücre gönderdiğimiz taktirde sentezler oluşacaktır. Biologların denizin karanlık diplerinde bulduğu, koli basilinden bile 100 defa küçük olan, bilinen en küçük virusde 490.885 harf tespit etmişlerdir. İşte bu sayı canlı ile cansız arasındaki mesafenin ne kadar büyük oldu�unu göstermektedir.
DNA oluşumu için mutlaka bugün tespit edemediğimiz ön modeller oluşmuştur. İlk DNA molekülleri çok basit de olsalar, kendi kendilerini kopyalama yeteneğine sahip olmalıydılar. Günümüzde bilim adamları laboratuarlarda atomları ve molekülleri kullanarak deneysel evrim yapmaya çalışıyorlar. Tanrının eli değmeden cansız maddeden canlı yapıp gelişimini seyretmeye hazırlanıyorlar. Eğer başarırlarsa bir soru cevap kazanmış olacak:yeryüzünde yaşam nasıl başladı? Materyalistlerin ve Mistiklerin asırlardır süren savaşında yeni bir sayfa açılacak.
Materyalistlere göre bildiğimiz cansız maddelere değişik kimyasal ve fiziksel etkilerin oluşması ile yaşam sağlanabilir. Mistiklere göre cansız maddeye can verilebilmesi için hayat suyu veren elin değmesi gerekir. Bana kalırsa ise iki taraf da haklı, bir farkla hayat suyu atomların yapısında önceden verilmiş olmalı. Yaşama dönüşme gücü maddenin atomlarında mevcut. Atomlar tüm evrende aynı, fakat moleküller farklı olabilir. Evrende farklı moleküllerin oluşturduğu yazılım şekilleri değişik yaşam türleri üretebilir.
4 milyarlık dünya geçmişinde neden A-T-C-G kodunun dışında paralel evrimler oluşmadı. ? Gerçekten de bugün bütün canlılar birbirinden çoğalmakta. Yoksa yaşam evrende çok özel nadir durumlarda mı ortaya çıkmaktadır. Kimbilir belki de A-T-C-G yazılımı bize uzaydan geldi?
Bu durumda uzaylı akrabalarımız olması kaçınılmaz oluyor.
Yaşamın sırrı mikro kosmosta gizli olmalı?
Hakkı ÇELİK