ACININ KENDİSİ
Nisan 2011
Söylenir ki; Ölüm tek başına gezer, hiçbir şey almaz yanına ve hatta hiç kimseyi de. Her canlıyı, zamanı geldiğinde yanına katıp götürse bile, gideceği yere bırakır ve tekrar götürmek üzere döner geriye. Oyalanmaz, bıkmaz, üşenmez ve ertelemez işini...
Ölüm, canlının var olduğu günden beri tek başına gezer durur insanların arasında. Kainatın en yalnızıdır. En yalnız, ama kahrolasıca en kalabalık, düşünürken gidenleri....
Siz hiç yeni doğmuş bir bebeğin ellerini gördünüz mü? Bebek dünyaya geldiğinde, avuçları sımsıkı kapalıdır. Çığlık çığlığa bağırışında saklıdır kelimeler. „Ey hayat“ der sanki, „işte sımsıkı tuttum seni, avuçlarımın içindesin artık“…Evet doğmuştur bebek ve kazanmıştır hayatı...Ve sonra bebek büyümeye başlar. Doğduğu anda sımsıkı kapalı olan avuçları yavaş yavaş aralanır. Avuçlarına kondurulan annesinin ve babasının parmaklarını sımsıkı tutar ilk önce. Önüne konulan oyuncaklara ve yiyeceklere dokunur avuçları. Ve büyür bebek. Artık çoktan araladığı avuçlarının içine hayatın rutin gerçeklerinin yansımaları değer. Kalem ve kitap değer avuçlarına, diploması ya da diplomaları olur. Kalem ve kitap tutmasa bile, tutunur avuçları ile geçimini kazanmak zorunda olduğu demire, ateşe, toprağa, kire, pasa...Ter, kan ve gözyaşı değer, geçer avuçlarından…
Ve gün gelir ölür insan. Peki siz hiç ölmüş bir insanın avuçlarını gördünüz mü?
İnsan hayata gözlerini kapattığı ve o son nefesi verdiği anda, dünyaya geldiğinde sımsıkı kapalı tuttuğu avuçları, bu kez tamamen açıktır. Sessiz çığlığında, bu kez şu kelimeler saklıdır; “ Ey hayat yokmuşsun aslında...Bak, avuçlarım bomboş!... „
Evet. Ölüm hep tek başına gezer...Hiçbir şeyi almaz yanına ve hatta hiç kimseyi...
Yaralar bizi, gidenlerin acıları ve vakitsizliği....
Bilmem anımsar mısınız? Notre Damme’ın Kamburu adlı filmi. Orada insana dehşet verecek kadar çirkin olan kilisedeki zangoç Qasimado, romen kızı Esmaralda’yı idamdan kurtarır ve kilisenin dev çanları arasında saklar. Bu yaptığı işten dolayı başrahip tarafından kırbaçla dövülür. Qasimado’yu ilk gördüğünde dehşete kapılan, ama sonra bu iyi kalpli çancıya minnet duyan romen kızı, onun yüzündeki yaralara parmaklarıyla dokunur. Hilkat garibesi zangoç, romen kızının gözlerine bakar ve „yaram orada değil, burada“ der. Gösterdiği yer kalbidir...
Bizim yaralarımız da, tıpkı zangoç Qasimado gibi göğsümüzün içinde kanıyor. Göz yaşı kanıyor, alın teri kanıyor, isyan kanıyor, hüzün kanıyor ama hep içimizden kanıyoruz.
Küçük bir çocuk, geçim derdi yüzünden okuldan alındığında, kalem tutarken bile yorulan narin parmaklarıyla koyu gri, soluksuz bir kaporta atölyesinde zımpara yaptığında kanayan parmakları değildir... Yaşlı bir adam, sabahın kör karanlığında, emekli maaşını alabilmek için banka kuyruğunda beklerken, yılların yorgun ayakları, beklemeye dayanamayıp yere yığıldığında, kanayan dizleri değildir...Genç bir kadın, bir zamanlar severek evlendiği kocasından, günün birinde çocuklarının gözleri önünde dayak yediğinde ve çocukları çığlık çığlığa bağırarak ağladığında kanayan gözleri değildir..Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Asya halkları günümüzde savaş, açlık, doğal felaketin acılarını yaşarlarken kanayan sadece onların bedenleri değildi.
Hepimizin yaraları tenimizde birer kan çiçeği gibi açıyordu, ama aslında hep içimizden kanıyorduk.
Bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor.
Bu toprakların insanları, çocukluğunda „çocuk düşe kalka büyür“ sözüyle yetişiyor, genç yaşlarında „düşene bir tekme sen vuracaksın“ hoyratlığına alıştırılıyor ve günün birinde „düşenin dostu olmaz“ korkunç gerçeği ile karşılaşıyor.
Bu toplum tarihi olan bedeninde, herkese eşit dağıtılmamış yaraları taşıyor.
Evet. Bizim yaralarımız da, tıpkı zangoc Qasimado gibi tenimizin altında kanıyor.
Göz yaşı kanıyor, alınteri kanıyor, isyan kanıyor, ama hep içimizde kanıyor. Hepimizin yarası, hep aynı yerde... Ve bizim yaralarımız, tenimizin altında kanıyor.
Ve sizler giderken yaşadığınız ve yazdığınız gibi…
İnsan yaşadıkları, inandıkları kadar insandır.
İnsan hayelleri, gerçekliği kadar insandır.
İnsan inandığına kendini bilinçli olarak kattığı, adadığı kadar insandır.
Bizim yapmaya çalıştığımız bu insan olma kimliğine, devrimci insan olma kimliğine layık olma çabasıdır. Ne olursa olsun bu konuda tavizsiz yürümedir.
Yoldaşlar, yumuk bebe ellerinize, avuçlarınıza deyen yaşam mücadelesi ve Qasimado’daki kanayan yürekteki sevgi oldukca devrimci insan olma kimliği de yaşayacak sizin avuçlarınızda.
Fehmi Erbaş