YENİ ATATÜRKÇÜLÜK
Anıl ÇEÇEN, Ekim 1987
Atatürkçülük ve Kemalizm konusunda onlarca yıldır tutarlı bir yurtsever çizgi izleyen Anıl Çeçen’in 24 ekim 1987 tarihinde GÜNEŞ’ de çıkan yazısını sunuyoruz.
Atatürk’ün sağlığında yaptıklarına ve ortaya koyduğu ilkelere Batılılar ‘’Kemalizm’’ adını vermişlerdir. Ve bu tanım bilimsel olarak literatürde yerini almıştır. Sosyalizm ve kapitalizm dışında, ülkemizin özellikle ve ulusal koşullarımızla uygun bir sentezci yaklaşım olarak ortaya çıkan Kemalizm; özellikle dünyayı egemenliği altına almak isteyen emperyalizme karşı tüm mazlum ulusların ve üçüncü dünyanın bir kurtuluş umudu olarak gündeme gelmiştir.Bireysel özgürlüklerle, toplumcu yaklaşımları ve özel sektör ile devletçiliği ulusal bir yapı içinde kaynaştırmayı amaçlayan Kemalizm daha sonra çıkan tüm üçüncü yol denemelerine de ışık tutmuştur. Kapitalist dünya ile sosyalist blok kendi çıkarları doğrultusunda dünya egemenliğine soyunduklarından Kemalizm gibi güçlü yol denemelerine karşı bilinçli bir savaş açmışlardır. Özellikle kapitalist batı sistemi bu denemeleri kendi kalıpları içinde öncelikle eritmeye çalışmış, eritemediklerini de Castro ve Nasır örneğinde olduğu gibi sosyalist dünyanın kucağına itmiştir.
Atatürk’ten sonra bütün izmlerden korkar bir hale gelen Türk toplumu da, Kemalizm tanımını bir yana bırakarak Atatürkçülük adına benimsemiştir.Atatürk’ten sonra O’nun izinden gitmenin ve o’nun ilkelerini ve politikasını savunmanın adı Atatürkçülük olmuştur. Atatürk’ün partisi iktidarda kaldığı süre içinde gerçek anlamıyla Türk Cumhuriyeti’nin önderinin ilke ve politikaları savunulmuş ve uygulanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan tablo içinde Türkiye demokrasiye geçerken batının etki alanı içine girmiştir. Atatürk’ün partisi iktidardan düştükten sonra Atatürkçülükten de ödünler verilmiş batı sisteminin kurumları ve değer yargıları öne geçmiştir. Özellikle NATO ‘ya girildikten sonra batı sistemi Türkiye üzerindeki etkisini güdüme çevirme yolunda ilerleme göstermiştir. Duverger gibi batılı bilim adamlarının bile önemle üzerinde durdukları Atatürkçülük, belirli bir süreç içinde rafa kaldırılmaya başlanmıştır. Çeyrek yüzyıldır iktidarlar, batı sisteminin tutucu değer yargıları ile hareket etmişler, Atatürkçülüğün ilerici, devrimci ve halkçı özüne karşı bir tutum içine girmişlerdir.
Demokrasi yolunda Türk toplumu ilerlerken , batının çok partili sistemlerindeki politik kutuplaşmaya benzer bir süreç ülkemize getirilmek istenmiştir. Tepeden inme biçimde bazı sendikacılar İşçi Partisi kurmuşlar , bunun üzerine de Atatürk’ün partisi siyasal yelpazede kendisine solunda bir yer aramıştır. Batı tipi partiler ülkemize ithal edilirken Atatürkçülük iyice arka planda kalmıştır. Atatürk’ün partisi kendisini ileriye doğru yenilerken, bu partiden tutucu çevreler kopmuşlar merkezde kendilerine yeni ideolojiler oluşturmaya çalışmışlardır.
Güven Partisi hareketi ülkemizdeki ‘’ Yeni Atatürkçülük’’ akımının öncüsü olmuştur. Bu parti kendisini ‘’Atatürkçü ve milliyetçi’’ diye tanımlayarak Atatürkçülüğü diğer ilerici ilkelerinden soyutlayarak milletçilik temeline oturtmaya çalışmıştır. Milliyetçilik Atatürkçülüğün Başlıca altı ilkesinden birisi olmasına karşılık ‘’ Atatürkçü ve milliyetçi’’ sözü ile Atatürkçülük daha da sağa çekilmek istenmiştir. Bürokraside ve toplumun üst kesimlerinde etkin olan bu hareket daha sonraki dönemlerde demokrasiye ara verilince iyice etkili olmuş ve devletin resmi ideolojisi haline gelmiştir.Devrimcilik, halkçılık ve cumhuriyetçilikten koparılmış bir Atatürkçülük milliyetçilik temeline oturtulunca tutucu çevrelerin bayrağı olmuş ve ülkemizdeki siyasal dengeler değişmiştir. Nitekim, ara dönemlerde Güven Partisi kadrolarının egemen olması bu durumun göstergesidir.
Her türlü emperyalizme karşı bağımsızlıkçı bir ideoloji olan Atatürkçülük, batı sistemi ile entegrasyon süreci içinde bu yanından temizlenmiş ve Atatürkçülük adına batının üstünlüğü gündeme gelmiştir. Batının engellemelerine karşın çağdaşlaşma çabası içinde olan Atatürk’ün gerçek çağdaşlaşma çizgisi bir yana atılmış, batlılaşma adı altında batı taklitçiliği ve kopyacılık topluma belirli merkezlerden empoze edilmeye başlanmıştır. Giderek tutuculaşan belirli güç merkezleri de bu sürece ayak uydurunca ülkemizde, yeni Atatürkçülük geçerli olmaya başlamıştır. Batılıların deyimiyle artık ülkemizde gerçek Kemalizm değil ama Neo-Kemalizm geçerli bulunmaktadır. Her köşede Atatürk heykelleri açılırken , her konu Atatürk’e bağlanırken ,Atatürkçülüğün gerçek ilke ve devrimlerinden büyük ödünler verilmektedir.
Yeni Atatürkçülük tutucu kesimlerin bayrağı olarak öne geçerken, gerçek Atatürkçü güçler sürekli olarak toplumdan dışlanmışlardır. Atatürk’ün partisi bile siyasal hesaplarla kapatılmıştır. Atatürk devrimleri kendini savunan büyük kitle örgütünden yoksun kalınca birer birer zedelenme sürecine girmişlerdir. Atatürk’ün partisinin yandaşları sahipsiz kalmış ve toplumda ikinci sınıf insan işlemi görmüşlerdir. Baskı ve güdüm Atatürk ilkelerine karşı bir çizgide sürekli olarak artmıştır. Siyasal alanda ülkemiz aleyhine büyük bir dengesizlik yaratılmıştır.Bu nedenle de demokrasimiz bir türlü rayına oturtulamamış ve sürekli olarak ara rejim tehditlerinden günümüzde bile kurtulamamıştır.
Atatürkçülük artık herkesin dilinden düşmemektedir. Ama eski anlamda değil, törpülenerek ortaya çıkarılmış yeni biçimiyle yaygınlaştırılmaktadır. Bu da büyük bir yozlaşmaya yol açmaktadır. Atatürk’e açıktan karşı olanlar bugün onun adına söz söyleyebiliyorlarsa geçerli olan gerçek Atatürkçülük değildir. Sistemin güdümü ile bir yan ülke olarak koltuk altında tutulmak istenen Türkiye, artık bir silkelenmek ve yeniden bir kurtuluş savaşı vermek zorundadır. Böylesine bir savaşım için gerçek Atatürkçülük Türk Ulusuna yol göstermektedir. İlk olarak da yeni Atatürkçülük aldatmacalarına bir son vermek gerekmektedir.Atatürkçülük hiçbir kesimin tekelinde biçimlendirilemez. Türk ulusu büyük önderinin gerçek ilkelerine eskisi gibi sahip çıkacaktır.
Anıl ÇEÇEN