ULUSALCILIK KIZILELMA DEĞİL ATATÜRKÇÜLÜKTÜR
Hıdır BEYAZTAŞ, Kasım 2006
Osmanlı devleti bilindiği üzere üniter ulus-devlet yapısında değil, tam tersine çok milletli, çok dilli, çok dinli bir imparatorluktu. Bu devlette ekonominin finansı (bankacılık), ticaret ve zanaat etkinliği azınlık tabir edilen gayri Müslimlerin elindeydi. Devlete vergi vermek ve askerlik yapmak ta Türk tebaa düşmekteydi.
İşgale ve emperyalizme karşı yapılan kurtuluş mücadelesi sonucunda yeni bir devlet kuruldu. Kurulan bu devlet, Osmanlının aksine ulus-devlet olarak doğdu. Devletin kurucusu ve devleti kuran irade, bütün ayrılıkları bir tarafa bırakarak misak-ı milli sınırları içerisinde yaşayan ve emperyal işgale karşı topyekün mücadele eden halkı, ayrılmaz bir bütün olarak kabul etmiştir. İşte bu halk,Türk ulusudur.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ulusun ve ulusçuluğun (millyetciliğin ) tanımını ’da yapmıştır.Demiştir ki : ‘’ Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk denir. ’’Görüldüğü gibi bu ifade ne etnik temele dayalı ırkçılığı, ne de din ve tarikat temele dayalı cemaat yapısını içermez. Halkı bir bütün olarak kabul eder,Milli, iradeyi üstün kılar.
Kızılelma ise bir düş ve bir ideadır.’’Ziya Gökalp,yeryüzünde bütün Türklerin birleşmesi ve taklitten uzak bir ulusal kültürün gelişmesi ülküsünü, daha sonra da ekonomik kalkınmayı kızılelma diye tanımladı.Bir başka anlatımla da Bakü yöresinde yaşayan Turgut ile Ay Hanım’ın düşledikleri bir efsane olarak anlatılır.(…)
‘’ işte oğlum Kızılma’da şunu bulacaksın: Orada ulusal birlik ,ulusal yaşam.Orada Türk toplumunun kültürü ve toplumsal vicdanı gelişecektir. Orada yeni bir Orhon , yeni bir Tufan oluşacak, öteki uluslara maymun gibi öykünen bir Türk toplumsal varlığından iz kalmayacaktır…. ‘’ (Yeniden Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dergisi,Kasım 2003,Sayı 62,Vural Savaş )
Bu düşün gerçekleşmesinin ne maddi ne de manevi bir koşulu yoktur.Atatürk ‘ün Türk milliyetçiliği misak-ı milli sınırları içerisinde ele alınıp düşünülmesi gerekmektedir.Yine bu düşün gerçekleşebilmesi için Türkiye’nin emperyalist bir ülke olması gerekir. Yani Türkiye ile ABD ‘nin konumlarının yer değiştirmesi gerekmektedir. Oysa Atatürk’ün Türkiye’si emperyalist değil,sömürülen bir ülkedir, Türk ulusu da mazlum bir ulusudur.Kızılelma, sadece Türklere ait bir düş müdür, yoksa diğer milletlerin de Kızılelma düşleri var mıdır? Bu sorunun yanıtı elbette vardır.Yunanlıların ‘’ Megalo ideası’’, İsrail’in ‘’Büyük İsrail olması’’ , Kürtçülerin de ‘’Büyük Kürdistan’’ rüyaları da bir Kızılelma değil midir?
Amerika Birleşik Devletlerinin, ‘’ Tanrı adına dünyayı yönetmekle görevlendirilme safsatası ‘’ ve Tek Dünya Ticaret Devleti ‘’ olma düşleri de bir nevi Kızılelma değil midir? Avrupa Birliğini oluşturan merkezi devletlerin ‘’Uygar Dünya ‘’ oldukları yalanı ve ekonomik olarak birleşip Hıristiyan Birliği teorisini bizlere kabul ettirme çabaları da bir çeşit Kızılelma değil midir?
Atatürk’ün ölümünden sonra ülkemizi yönetenler; Mustafa Kemal’in tam bağımsız cumhuriyetini yeniden bağımlı hale getirmişlerdir. Ülkemiz, ekonomik olarak IMF ve Dünya Bankası ile Avrupa Birliğine tam bağımlı hale getirilmiştir.Bunun sonucunda halkın refah düzeyi gerilemiş, sosyal dengeler Türk halkının aleyhine bozulmuştur. Cumhuriyetin kazanımları olan Kamu iktisadi Kuruluşları, özelleştirme safsatasıyla Cumhuriyet devletinin ve halkının elinden alınmıştır.Halk,işsizliğe boyun eğmek zorunda bırakılmıştır. Yoksulluk, yolsuzluk ve terör Türk halkının alın yazısı haline getirilmiştir. Türk Sanayi, Türk tarım ve hayvancılığı çökertilmiştir.
Bütün bunlara karşı çıkan halk çareyi, yeniden devletin kuruluş felsefesine geri dönmesinde aramaktadır.Bu felsefe, tam bağımsızlıktır, halkçılıktır, müdafai hukuktur, Kuvay-ı Milliyedir.
Halkın, Atatürk ilke ve devrimleri etrafında birleşmesini istemeyen, işbirlikçi mandacılar ile bunların efendileri olan küresel sermaye; birleşen Türk halkını Kızılelmacılıkla suçlamaktadır. Aynı ulusun bireylerini sağ-sol, alevi,Sünni,Türk-Kürt ayırımcılığına sokarak kan dökülmesinden zevk alan emperyalistler, ne yapıp edip, Türk ulusunun bir araya gelmesini önlemek istemektedirler.
Çünkü böyle bir birliktelik emperyalistlerin çıkarlarına ters düşmektedir. Böyle bir ulus bütünlüğü küreselcilerin, emperyalistlerin bu bölgeye ait projelerinin önünün kesilmesi olacaktır. Yani Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük Avrupa Birliği Projesi, Büyük İsrail Projesi gerçekleşmeyecektir. Amerikan şirketlerinin karları azalacaktır.
Ulus devletlerin sonu gelmiştir diyen küreselciler bize, federasyonlar dayatmaktadırlar. İşte bu federasyondan yana olan işbirlikçi mandacılar bu nedenle ulusalcılar Kızılelma olarak göstermek istemektedirler.
Ulusalcılık, anti emperyalistliktir, ulusal bütünlüğü savunmaktır.Ulusalcılık, sanayileşmede, tarım ve hayvancılıkta çağı yakalamaktır. Ulusalcılık, tam bağımsızlıktır, ‘’muasır medeniyet düzeyinin de üstüne çıkmaktır’’. Ulusalcılığı,Kızılelmacılıkla ve mikro milliyetçilikle suçlayan işbirlikçi küresel mandacılar; Avrupa’daki esas milliyetçiliği de göremezlikten gelmektedirler: Avrupa Birliği’nin bir toplantısında İngilizce konuşan bir Fransız diplomatı, Fransa Cumhurbaşkanı (Şirak) protesto etmiştir. Avrupa’daki devletler ulus-devlet yapılarını her geçen gün daha çok güçlendirirken bize içinizdeki azınlıklara her türlü haklarının verilmesini dayatmaktadırlar.
Küreselciler, günümüzde ulus-devletlerin ömrü dolmuştur derken G-7 diye tabir edilen ülkelerin ulus-devlet yapılarına hiçbir eleştiride bulunmazlar.
Dünyada at oynatan küresel sermaye , bizim gibi ülkelere ‘’ Devletinizi küçültün,yabancı sermayenin önündeki engelleri kaldırın ‘’demektedirler.Bunun için küresel sermaye girmek istediği ülkeye kendi yasaları ile girmek ister.Bize dayatılan (MAİ) çok taraflı yatırımlar anlaşması ve (MiGA) çok taraflı yatırımları garantileme anlaşması ve bu anlaşmaların yürütülmesi için uluslar arası Tahkim Yasası örnek olarak gösterilebilir.
Etnik ayrımcılığı körükleyen ve haklara kendi kaderini belirleme hakkını da tanıyan ikiz yasalar, Wilson prensiplerinin bir uzantısı değil mi ?
Büyük Ortadoğu Projesiyle bu dayanarak bunu yapmaktadırlar. Bu bölge de yeni ‘’ uluslar yaratılacak ‘’ federe devletçilikler kurulacaktır ‘’ demektedirler.Peki bunu insan hakları için mi, demokrasi için mi yoksa bu bölgenin petrol, doğalgaz,Bor,Toryum v.b. yer altı zenginlik kaynaklarını paylaşmak için mi yapmaktadırlar.Bütün bunlara göz yuman küresel işbirlikçi ve mandacılar, elbette kendi ulusunun çıkarlarının savunan ulusalcılara, Atatürkçülere ‘’Kızılelma’’ ve mikro milliyetci diyeceklerdir.Aslında her şey Amerikalı gelecek bilimci John Naisbitt’in görüşlerinde yatıyor; ‘’Telekomisyon sayesinde büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz.Aynı durum ülkeler için de geçerli Tek Bir dünya halinde gelmemizle birlikte, parçalar küçüldükçe daha iyi işliyorlar…. Yapay olarak bir araya getirilmiş ülkelerin milli ve kabilesel varlıklara bölünmesi çok yararlı.Eğer dünya tek parçalı bir dünya haline getirilecekse parçalar küçük olmalı ‘’ (Metin Aydoğan,Yeni dünya Düzeni,Kemalizm ve Türkiye,Umay yay.16.Baskı.sf.104-105)
Hıdır BEYAZTAŞ