Turgut Özbay'ın sözde ermeni soykırımı konusunda yetkililere gönderdiği mektubu sunuyoruz
AÇIK MEKTUP
Türkiye Devleti’nin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu, devletimizin, seçmenler tarafından seçilen Milletvekillerimiz, bizim adımıza vekalet verdiğimiz vekillerimizin güvenoyu verdiği siyasi iktidarlar, Hükümetler tarafından yönetildiğini biliyorum. Hangi siyasi partiye oy verirsek verelim Anayasa’mızın 80. Maddesinin “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler.” Hükmünü taşıdığını biliyorum. Seçilen Milletvekilleri’nin de beni temsil ettiklerini, Milletvekilleri’nin güvenoyu vermesi sonucunda kurulan siyasi iktidarın, Hükümetin, benim Hükümetim olduğunu da biliyorum.
1921, 1924, 1961, 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasa metinlerinin hepsinde de Türkiye Devleti’nin vatandaşlarının Türk olarak tanımlandığını, milletimizin Türk milleti olduğunu bilerek, Türkiye Devleti’nin bir vatandaşı olan bir Türk, Türk milletinin bir bireyi olan bir Türk olarak size yazıyorum. Geçmişte Türkiye Devleti’nin yönetiminde etkili ve yetkili olan hiçbir kişi, kurum ve kuruluş hakkında art niyetli bir düşünceye sahip olmadığım gibi, günümüzde Türkiye Devleti’ni yöneten ve/veya yönetiminde etkili ve yetkili olan hiçbir kişi kurum ve kuruluş hakkında da art niyetli, ön yargılı değilim. Dilekçemin (mektubumun) bu çerçevede okunmasını ve değerlendirilmesini istiyorum. Bir Türk vatandaşının hak ve sorumluluğunun bilinci dahilinde yazdığımın bilinmesini istiyorum. Kişisel ihtiraslarından kurtulmuş, siyasi parti taassubundan arınmış bir Türk vatandaşı tarafından yazıldığının bilinmesini istiyorum.
Devletin temel yasası, egemenlik yasası Anayasa'dır. Anayasa devleti yöneten iktidarları hukuki kısıtlamaya tabi tutan kuralların tamamıdır. Bu haliyle de, keyfi yönetimi önleyen bir yasadır. Siyasi iktidarlar, Anayasa ya göre iktidara gelirler. Ancak; Anayasa siyasi iktidarlara sorumluluklarını gösteren bir yasadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın başlangıcında “Hiçbir faaliyetin, Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devletin ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin ....” karşısında korunma göremeyeceğini,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 3. Maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” Hükmünü 4. Maddesi “3.ncü Maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.” Hükmünü taşımaktadır.
Diğer taraftan yapılan her milletvekili seçiminden sonra, seçilen her bir Milletvekili, Anayasamızın 81. Maddesine göre;
Devletin varlığını ve bütünlüğünü, vatanın ve milletin bağımsız bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağına, Hukukun üstünlüğüne, Demokratik Cumhuriyete, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlı kalacağına ve Anayasadan ayrılmayacağına” dair ant içerler (yemin ederler).
Siyasi iktidarların, Milletvekillerinin görevi, devlete ve millete hizmet etmektir. Ancak; devlet ve millete hizmet, içilen ant (yapılan yemin) çerçevesi içinde kalındığı ölçüde hukukidir, yasaldır, meşrudur, ahlakidir. Çünkü; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 11. Maddesi “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri başlayan temel hukuk kurallarıdır.” Hükmündedir. Anayasa hükümleri Hükümetimizi ve Milletvekillerimizi de bağlar.
Anayasamızın 112. Maddesi de “Başbakan, Bakanlar Kurulu’nun Başkanı olarak, Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve Hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinde birlikte sorumludur.” Amir hükmünü taşır.
Bu hatırlatma ve hatırlamalardan sonra, görüyorum ki; Türkiye Devleti’ni güçsüz görerek (ben Türkiye Devleti’nin çok güçlü olduğunu biliyorum), Türk milletini zavallı, suçlu göstermek (Türk tarihini, dünya tarihini okudukça Türk milletinin çok adil ve de asil bir millet olduğunu görüyorum ve böyle olduğunu da biliyorum) isteyenler, ortaya “Sözde Ermeni Soykırımı” kavramını attılar. Konunun tarihi derinliğini bir tarafa bırakalım. Tarihi belgelerden kısaca hatırlayalım. Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu 10 Ağustos 1920’de Türk Devleti’nin tarihten silinmesi ve topraklarının paylaşılması olan Sevr Antlaşması’nı imzalamıştı. Sevr Antlaşması, sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması değildi. Soy ve millet olarak da Türkiye coğrafyasından, Türk varlığının yok edilmesi anlamını taşımakta idi. Türk sözcüğünün ortadan kaldırılması idi. Batılıların, Haçlı Seferleri’nde elde edemedikleri başarının elde edilmesi, “Doğu Sorunu’nun” çözümü idi. Bu antlaşmanın 80, 90, 91 Maddeleri Ermeni Meselesi’ne, 352. Maddesi de Ermeni Meselesi içinde Trabzon limanının Ermenistan’ın denizlere açılması için tahsis edilmesi idi.
Ermeni Meselesi veya günümüzde gündeme getirilen şekliyle “Sözde Ermeni Soykırımı” konusu da yeni bir konu değildir. Sevr Antlaşması’nın konularından birisi idi. Devletimiz, bağımsız Türkiye Devleti 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla kurulmuş, 20.01.1921’de kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu (İlk Anayasa) ile kuruluşu pekiştirilmiştir. 24 Temmuz 1923’de Uluslararası bir Antlaşma olan Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile de uluslararası alanda tanınmıştır. Bağımsız bir milli devlet – ulus devlet olarak kurulan Türkiye Devleti’nin kuruluş felsefesinde, uluslararası bir antlaşma olan Lozan Barış Antlaşması’nda “Sözde Ermeni Soykırımı” diye bir konu yoktur. “Sözde Ermeni Soykırımı” konusu emperyalistlerin uydurdukları bir yalandır. Milli devletimize – ulus devletimize doğrudan yapılan bir saldırıdır. Egemenliğimize, bağımsızlığımıza doğrudan yapılan bir saldırıdır.
“Sözde Ermeni Soykırımı” kavramının altında 3T isteklerinin gizli olduğu bugün artık çok iyi bilinmektedir. Bu istekler; 1.”Sözde Ermeni Soykırımı” tasarısını Türkiye Devleti’ne kabul ettirmek. 2. Bu tanıma sonrası Türkiye Devleti’ni maddi tazminat ödemeye mahkum ettirmek. 3. Türkiye Devleti’nin Ermenistan Devleti’ne toprak vermesini sağlamaktır.
Batılı emperyalist devletlerin Millet Meclislerinde Türkiye Devleti’ni ve Türk milletini aşağılamak, suçlu göstermek için “Sözde Ermeni Soykırımı” tasarıları kanun haline getirilebilir. Bu tür davranışlar, bu devletlerin Türkiye Devletine ve Türk milletine dostça değil, düşmanca bir tavır içinde olduklarının açık bir göstergesidir. Bu durum karşısında;
Türkiye Devleti’ni yöneten, yönetiminde etkili olan hiçbir kişi, kurum ve kuruluşun, bu tür davranışlar karşısında “bu konuyu tarihçilere bırakalım” demek yetkisine sahip olmadığı kanaatindeyim. Böyle bir ifade ve/veya kanaat Türkiye Devleti’nin kuruluş felsefesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ruhuna, Lozan Barış Antlaşması’na aykırı olduğu kanaatindeyim. Çünkü [genocide (jenosid, soykırım) mürur-u zamana (zaman aşımına) tabii olmayan bir suçtur. Hukuki sonuçları yanında, kültürel olarak da bir milletin hem mazisini (geçmişini), hem de geleceğini bağlar.
Sözün kısası “Genocide” sadece yapanı değil, onun mensup olduğu milleti de bağlar. Soykırım ne devletle ne idare adamları ile, ne de belirli bir partinin ideoloji ve fiili ile sınırlı kalır. Bunlarla aynı kimliği paylaşan herkes bunlardan biri olarak tavsif edilir. (Prof Dr. İlber Ortaylı) ]
Soykırım suçlaması, suskun kalınarak, sadece sözle geçiştirilebilecek bir tutum ve davranışla önlenemez. Peki; ne yapılması gerekmekte idi, şu an ne yapılması gerekiyor?
Devlet olarak eyleme geçmeye mecburuz. Milletvekillerimiz içtikleri andı (ettikleri yemini) hatırlamalıdır. Hükümetimizde:
Bir basın toplantısıyla, tüm dünyaya, Türkiye Devleti’nin “Sözde Ermeni Soykırımı” tasarısını, yalanını kabul etmediğini açıklamalıdır.
Türkiye’de, siyasi temsilcisi bulunan devletlerin, siyasi temsilcilerinin tamamını Dış İşleri Bakanlığı’na çağırarak, “Sözde Ermeni Soykırımı” tasarısını, yalanını kabul eden devletlerin temsilcilerine birer Nota vermelidir.
Anayasa’mızın 88. Maddesi “Kanun Teklif Etmeye Bakanlar Kurulu ve Milletvekilleri yetkilidir.” Hükmünü taşır. Bakanlar Kurulu ilk toplantısında “Türklerin Ermeni Soykırımı yaptığını iddia edenler” için bir kanun çıkartmalıdır. Uluslararasında karşılıklı eşitlik ilkesi vardır kuralına uyularak, “Türkler Ermeni Soykırımı Yaptı” diyenler hukuken cezalandırılmalıdır. Demokratik atılımlar için Türk milletine örnek olarak gösterilen emperyalist devletler, “Sözde Ermeni Soykırımı” konusunun tarihçiler tarafından incelenmesini istemiyorlar. Bu konuda Meclislerinden kanun çıkararak Türk milletini suçluyorlar. Peki; benim Hükümetim ne yapıyor?
“Sözde Ermeni Soykırımı” suçlamasına karşı, yalanına karşı, mücadele ettiği için, tarihi gerçekleri ortaya çıkardığı için, İsviçre’de yargılanan Sayın Doğu Perinçek değildir. Türkiye Devleti’dir. Türk milletidir. Hükümetimizdir. Emperyalistlerin Türk milletine dayattığı bu yalana karşı, İşçi Partisi ve onun Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek kadar cesur ve kararlı olunmalıdır. Veya Türkiye Devleti “Sözde Ermeni Soykırımını” kabul edecektir. Bu sebeple siyasi iktidarlar bu konuda suskun kalmaktadır denilebilmelidir. Türk milleti olarak bizler de siyasi iktidarımızın bu konudaki düşüncelerini bilmeliyiz.
Bu mektubumun, Fatih Sultan Mehmet’in, II. Murat’a yazdığı mektubun içerdiği felsefe ile değerlendirilmesini saygı ile arz ve talep ederim. 12.03.2007
Turgut ÖZBAY
Elektrik Mühendisi, Araştırmacı-Yazar
DAĞITIM:
Sayın R. Tayyip ERDOĞAN
Başbakan
ANKARA
Sayın Abdullah GÜL
Dışişleri Bakanı
ANKARA
Sayın Cemil ÇİÇEK
Adalet Bakanı
ANKARA
ADRES:
Tezel Sokağı Nu: 3/3
Yukarı Ayrancı Çankaya/Ankara
Tel: 0312 467 81 96