TEKEL DİRENİŞİNE ÇÖZÜM ÖNERİSİ

Atila Sarp, 17 Şubat 2010

Tekel İşçilerinin direnişi işçilerin tarihinde yeni bir halka. Tekel Direnişi başladığından bu yana ilgi odağı olmayı şunlardan dolayı sürdürüyor:

1-AKP’nin 7 yıllık iktidarı, iktidar karşıtı eylemleri  ustalıkla ele aldığını ve sonlanmasını kendi çıkarına uygun sağladığı süreçlerden geçmiştir. Tekel Direnişi bu gidişe dur deme noktasına iktidarı ve ülkeyi getirmiştir. “Tek Lider” sürecinde koşar adım giden Başbakanı sinirlendiren esas neden  budur.

2-Sendikalar 1980 sonrasında sayısal azlığa uğradı. Sendika ağaları ve sendika bürokratlarının oluşturduğu “Türkiye Sendikal Aristokrasisi” eliyle de kasaları boşaltıldı. Bunun sonucu üyelerini “grev aylığı, direniş aylığı” olarak destekleyecek güçlerinin kalmaması oldu. Bugüne dek Tekel İşçi Direnişi sendikal yapı dışındaki destekle yaşatılabildi. Bu nedenle de direniş işçileri kendisini destekleyenlerle daha çok içli dışlı oldu. Sendika kasalarının dolu olduğu bir dönemdeki, 1980 öncesi, hiçbir sendikalı işçi hareketinin yiyecek, giyecek, barınma konusunda sendika dışı desteklere başvurduğu görülmemişti. Bu destekle iç içelik, karşılıklı eğitimi de beraberinde getirdi.  

3-Siyasal partilerin AKP karşıtı politikalarının başarısızlığı,  Cumhuriyetin temel değerlerinin ve kurumlarının köklü bir karşıdevrim süreci altına alınmasına gösterilen tepki , AKP ve yandaşları tarafından yargının da ordunun da acımasızca tahribinin sürmesi karşısında “Tekel İşçi Direnişi”, Cumhuriyet’in başkentinde AKP karşıdevrimciliğinin surlarını delecek bir “umut”niteliği kazandı.

4-Anayasa ve yasalarda yeri olmayan “direniş” yönteminin “meşru” laşması süreci gündeme geldi. Bu meşru direnme hakkı ile Tekel Direnişçi İşçileri bir önemli notu tarihe bıraktı.

20 Şubat sonrasında Tekel Direnişi’nin en kritik günleri başlamaktadır. Bugüne değin  AKP ve Başbakan bu direnişi de kırmak  için her yola başvurmuş ve bugüne değin de, daha önce yaptığının aynısını yaparak beklentiler yaratıp önemli kazanımlar elde etmiş ve direnişin içinde “4 C imzalamak” dışında bir formül arayışlarının hemen hemen önünü kesme, yani yenilme noktasına Tekel Direnişçi İşçilerini sürüklemiştir. Bunu sağlamada Türk-İş Başkanının yapısı, Başbakan Yardımcıları, Meclis Başkanı , Bakan ve kimi milletvekilleri ile kamuya yansıyan ya da yansımayan ilişki ve görüşmeler önemli rol oynamıştır. “Artık yeni şeyler söylemenin tam zamanıdır”.

Tekel İşçileri Direnişi’nin, yapanlar, destekleyenler açısından başarısızlığının en önemli sonucu AKP iktidarının “direnerek bir sonuç almak mümkün değil” anlayışını yerleştirmesi olacaktır. Böylece büyük umut ve desteklerle bugünlere gelen bir direniş, Türkiye İşçi Sınıfı tarihine işçi sınıfını “teslimiyetçi yapan” bir eylem olarak  geçmesi, “direniş”in sorumlularını da temsil ettiği işçileri iktidarların oyuncağı haline getirmeye örnek sendikalistler durumuna sokması olacaktır.

Belli olmuştur ki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, parlamento çoğunluğuna mutlak bir egemenlik kurmuş Hükümetin başı,kendisi dışında Cumhurbaşkanlığı da dahil bütün kurumlara dikte ettirecek güce sahip bir lider görüntüsünü bilinçlice vermiştir. O nedenle onun dışında çözüm için konuşulacak kişi ve kurumla görüşmelerde bulunmak, özellikle 20 Şubattan sonra AKP’nin uyguladığı salam dilimi ile işçi haklarının yok edilmesine biraz daha hizmet etmekten başka sonuç vermeyecektir.

Gene açıklıkla belli olmuştur ki Tek Gıda İş Genel Başkanı, işçilerin “ekonomik,demokratik haklarının özeti bir kadro ile işlerinin özlük haklarında kaybı olmadan 4 C dışında bir çözümü” kabul edecek tek işçi lideridir. 1952 yılında kurulan Tek-Gıda İş’ 2005 yılından bu yana Genel Başkanlık yapan Mustafa Türkel yeni bir taktik denemek durumundadır.

Mustafa Türkel, üst örgüt yönetiminin şimdiye kadarki, görüşmelerdeki tutumu, destekleyicilerin kendilerine göre çözümler için girişimlerinin başarısızlığını, çözüm için ortaya çıkan dinamiklerin sonunda tam tersine direnişin amaçlarını çözümleyemeyecek sonuçlar verdiğini görmüş bir sendika lideridir. Ama bu direnişin içinde özellikle 4 C uygulamalarının sürüp gitmesi durumunda en büyük sorumluluğu  Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte paylaşacak kişidir.

Mustafa Türkel, çözümü netleştiren bir metini Recep Tayyip Erdoğan’a ileterek, Recep Tayyip Erdoğan ile “Tekel Direnişi” konusunda kendisi dışında hiç kimsenin görüşmelere katılmasının, kendi lehlerine görüş bildirme adına Recep Tayyip Erdoğan ile ilişki kurmasının bir anlamı olmadığını belirterek, bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dan yazılı yanıt gelinceye kadar, direnişteki, işçilerle çadırlarda kalacağını açıkça ortaya koymalıdır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne gelen metindeki çözümler konusundaki görüşlerini beklerken de direnişin daha da yerleşip yaygınlaşması, direnişte bulunanların “direniş” fonunu yerel ve uluslararası desteklerle geliştirilmesi, direnişin amaçları dışındaki inisiyatifleri kontrol altında tutacak formül ve uygulamalar üretmesinin çalışmasına geçmelidir. Sakarya savaşı bir savunma savaşıdır. Direnişin merkezi Sakarya da Tek Gıda-İş Başkanı’nın formüle ettiği talebi Recep Tayyip Erdoğan’a vermesi ve haklı talebini savunmaya yönelik gerekirse ilk genel seçime kadar sürecek bir direniş programını uygulamaya koyması ile “Tekel Direnişçi İşçilerinin” ekonomik taleplerini başarıya götürecek yolu açacaktır.

Verilen 4-C süresinin bittiği 4 Mart 2010’dan sonra ne olacağı, bu uygulama yapıldıktan sonra değerlendirilecek konudur.

Sonuç eldeki verilere göre başarı olacaktır. Böylesine net bir talepleri içeren, sorumlusunu tekleştiren ve sonuç bekleyen metine Kasımpaşalının kahramanca direneceğini ileri sürmek, saltanat  içinde yalakalarla yaşayanların, ve bu saltanat ortamından çeşitli biçimlerde Tekel Direnişçi İşçilerinin üzerinden nemalananların  olacaktır.

Bilinmelidir ki ateş düştüğü yeri önce yakacaktır. Başarı ve  yenilgi ise  paylaşılacaktır.

Atila Sarp

17 Şubat 2010

www.ulusalodak.net