TÜRKİYE  “GAYRİ NİZAMİ HARP” ALANI HALİNE GELMEYECEKTİR   damataşı

Atila Sarp, Şubat 2010
Ortalık gene toza dumana bulandı.

2009 seçim sonuçları, başta AKP, CHP,MHP’nin darbeci liderlerinin “siyasal partiler yasası” ile kurdukları  sandıkta yönetim çetesinin gizli koalisyonuna büyük bir yanıt verdi. Hiçbir partinin oylarını (Saadet Partisi hariç) hem de yerel seçimde öyle ciddiye alınacak oranda artırmadı ama, bütün “aydın(!)     beklentilerine karşın AKP iktidarının oylarını ciddi oranda düşürdü.

Türk siyasal yaşamı böyle sonuçlanan seçimlerin ardından gelen “parlamenter” transferlerini çok yaşamıştır. Beklenen süreçte bu olmalıydı. Seçimlerden yorgun çıkan, Ankara’nın çalışma ortamından bunalan parlamenterlerimiz, kendilerini tatil bölgelerinde oluşturdukları dinlenme yerlerine atarlar.Başlarlar siyasal konularda “beyin jimnastiğine”. Ele alınan konular Ankara da meclis çalışmaları sırasındaki günlük sabah yürüyüşleri gibi olmaz. Bu yürüyüşlerde olur olmaz tanıyan ya da tanıdık kişiler “sabahleyin filanca milletvekili, bakan, parti başkanı ile yürüyüşteydim” demek için konuya girip işi karıştırıverirler. Otel lobilerindeki görüşmeler ise dikkat çekicidir. Hükümetleri bozma, yeni hükümetler kurma amaçlı görüşmelerde tatilin bol zamanı ve dikkat çekmeyen mekanları “steril” bir ortamı her zaman yaratır.

Necmettin Erbakan gölgesinde başarılı lideriyle  SP aldığı %5 oy karşılığı milletvekilini, yani 25 parlamenteri koparmayı hakkı olarak isteyip başarabilir.  Olası bir Tayyip-Gül-Arınç çözülmesine almaşık, AKP kapatılmasını içeren amaçlarla kurulan Türkiye Partisi devlet deneyimi kazanmış Abdüllatif Şener ile  bolca milletvekili transferini gerçekleştirir. MHP mayası kendisinden olanları, CHP “İsmet Paşa’dan” “tilkilik” dışında bir şey almamış olan Deniz Baykal ile eski genel sekreteri ve çevresindeki “AKP sosyal demokratlarını” ülkenin büyük gereksinmeleri için yuvaya dönmeleri konusunda ikna edebilir. ANAP’ı da kendisine katan DP Süleyman Demirel’in deneyimli siyasi taktisyeni Hüsamettin Cindoruk ile grup kurmaya çalışır. Bütün bu “siyasi matematiğe” meclis içinden “Köksal Toptan”, meclis dışından da “Hikmet Çetin” katılınca, yaz aylarında Türkiye için kurtuluş reçetesi olacak bir AKP’siz koalisyon hükümeti çatısı “erken seçim” amaçlı oluşuverir. Böylece “kimseyi çıkarlarından etmeyen”, “ulusu ise umutlara sevkederek üç beş yılı daha kotaran” nefes alma ile ortalığın tozu dumanı durultulur.

Kasımpaşa kültüründen gelme Tayyip Erdoğan işte bu olasılığın kotarılacağını sezer sezmez “biz çalışkanız, bu sene tatil falan yok, meclisi çalıştırıp bütün yasaları yaz boyunca çıkaracağız” dedi. Mart 2009 seçimlerinin bu alışılmış doğal gidişini de bozdu.

İşte “medyatik” bombalar bu ortamda, Tayyip Erdoğan’ın gündemine atılıverdi. Eski Genel Kurmay Başkanı’nın Başbakan ile baş başa konuşmasının birdenbire yeniden gündeme gelmesi daha durulmadan, yeni Genelkurmay Başkanı’nın programı öne alarak Başbakan ile bir buçuk saat baş başa konuşmasına yol açan gerilime ülke sokuluverdi.

Deniz Baykal bütün konuları bıraktı bu iki ucuz konuya yükleniyor.

Genelkurmay tarafından “irticayla mücadele eylem planı” adlı medyatik bombayı atanlar, her zaman yaptıkları gibi işin sonunu düşünmüyorlar. Onlar “tetikçi”.

Her zamandan daha çok ve en azından 2009 mart seçimlerinden bu yana yaşanan süreç gösteriyor ki, ulusumuz ve ülkemiz “gayri nizami harp” tehdidi altına girmiş durumda.

“Dış Program” düzenleyicisi emperyal merkezlerde hazırlanan bu planın gerçekleşmesi için ulusun  dil, din,mezhep, ırk,toprak, iktisadi yaşantı konusunda oluşan birliğinin dağıtılması gerekiyor. Bu yeterince yapıldı. Tek dil örselendi.

Birinci sınıf yurttaşları mezhepçi azınlık durumuna indirme konusunda adımlar atıldı.

Bunlardan daha vahimi, Müslümanlık, islamiyet adına yönetime gelenlere karşı çıkanlar laiklik ve demokratlık sloganını öne sürerken, pratikte bir başka dinin, Hıristiyanlığın ya da Museviliğin propagandasını yapıyor, Siyonist merkezlerin değirmenine su taşıyorlar. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen bir dinin taraftarlarının (!) ve bu dine "ateizm" adına karşı çıkanların 51.gününe gelen Tekel İşçilerine olan ilgileri bunu kanıtlıyor. Bugün aslında dine karşı laiklik değil, maalesef 21.yüzyılda dine karşı dinin savaş alanı haline gelmiş durumdayız. Bunun işaretleri ise her geçen gün artıyor. Genelkurmayda İsrail'in egemenliğinde karanlık odaların olduğunun(!) ifadesi bile(zaman gazetesi) dehşet verici.
Irk ayrılıkları gündeme taşındı ve “ırk” temelinde siyasal söylemler, “soykırım safsatası” ile de pekiştirildi. Mecliste grubunu sürdürebilir (!) kılan etnik milliyetçilik yetmedi, yeni uğraşacağımız "Süryani soykırımı" safsatası gündeme gelmiş durumda (23 şubat 2010'da seremoni var).  

“Toprak” konusunda tartışılmazlık Serbest Bölgeler ile zaten delinmişti, “Kıbrıs, mayınlı araziler” ile birlikte gündeme taşınmıştı,şimdi "neden beşparmaklara Türk Bayrağı yaptın" diyen Avrupa Birliği, AB topraklarına saldıran bir Türk Ordusu imajını gündeme taşıyor.

Yerel seçimlerle birlikte Devlet Genel Bütçesi dışında “iktisadi merkezler” oluşmaya başladı, kontrol dışı “16 milyar dolar”ın ülkeye girdiği gündemde yer aldı. Bütün bu ulusun dağılması, ülkenin parçalanması amaçlı sürecin tetikçiliği aynı merkezlerden yapıldı. 

Ulusun temeli olan, iktisadi süreçte bile önemli etkisi bulunan “gelenek-görenek” kavramı üzerinde “beyin jimnastiği” yapmayan”, yapma ortamı ve şansı bulunmayan “tetikçiler”, gelenek ve göreneklerimizin nelere tepki göstereceğini algılayamazlar.

Bu nedenle anlayışları “Türk Ordusu” nun gelenek ve göreneği bu gidişe izin vermez, sırt üstü yatsak bile “Ordu” gelir “darbe” yapar, bu kaçınılmazdır diyen “darbecilerle” örtüşmektedir.

“Türk Genel Devrimi” kendi gelenek ve göreneğini de yaratmıştır.

Ulusun büyük çoğunluğu ne “darbe” beklentisi içindedir ne de kendisini dışlayan ve ülkeyi “gayri nizami harp” ortamına sokmayı amaçlayan etnik milliyetçi, dinci ve mezhepçi, “liberal, intikamcı,ABD ve AB’ci” solcu şer ittifakının peşinden gidecektir.

Türk Ordusu ile Türk İç Güvenlik Güçlerini çatıştırarak “gayri nizami harp” in en önemli adımını atmakta kararlı olan “dış programcılar” başarılı olamayacaktır.

Yaşanılan süreç bu noktaya doğru adım adım evrilmektedir. Meclis önce içinde bir seçim hükümetini yaratacak, Türkiye ilk genel seçime Erdoğan-Gül-Arınç dışında bir koalisyonla gidecektir. Gelecekçi olmaya, “gayri nizami harp” teşvikçisi olmaya gerek yoktur.

“Türk Genel Devrimi”nin kazanımları ve yarattığı gelenek ve görenek ulusun bütün kurumlarında, yurdundan ve ulusundan başka bir yere bağlı olmayan bütün yurttaşlarda, canını dişine takan Tekel işçilerinin şahsında bütün emekçilerde yansımaya başlamıştır ve yansıyacaktır.

Atila Sarp