CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ                                                                                                                           

ulusalodak, Mart 2007

 

     Türkiye çatışma kültürü ile özgürlüğü kullanan aydınların gittikçe artan bir gerilim ortamına sürüklendiği günleri yaşıyor.

     Devletin en önemli kuruluşları arasında çatışma kültürünü aşan ve geleceğe umut veren bir söylem birliği oluşmuş değil. Cumhuriyetin kuruluşu ve gelişmesiyle ilgili kavramlarda bile ortak dil kullanılmıyor.

    Güçlü medya organları gerilim ortamını daha da artıran yayınlarla izleyen yurttaşlarımızı bilgilendirmiyor tam tersine bilgi kirlenmesine yol açarak yurttaşların neredeyse bildikleri üzerine kirli bir perde çekiyor.

    Partiler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının en güçlüleri bu gerilimden sıkıntı duymuyorlar. Özellikle kendilerine girilmez şatolar kuran güçlü partiler ve STK’lar yaşam içinde var olup olmama koşturması içinde olan büyük kitlelerden kopuyor.

   Milyonlarca genç insan yukarıdan aşağıya oluşturulmuş hayali geleceğin peşinde küreselliğin kısır ve çerçeveli bilgisinin esiri olarak topluma güçlüce tutunmanın meydan savaşını veriyor. Yaşamak için yok edeceksin anlayışı varoşları sarmış durumda.

   Böyle bir ortamda sağlıklı bir Cumhurbaşkanlığı seçiminden sözedemeyiz.

   Biz sağlıklı bir seçimden söz edemeyiz ama, gerilim kültürünün savunucuları ve bu gerilim kültürü ile oluşack bir geleceğin getireceği sorunlar yumağında çıkarları olanlar için durum böyle değil. Onlar bu nedenle Cumhuriyetimizin en üst kurumunda bütün ulusu temsil edecek seçim sürecinin sağlıklı bir ortamda yapılmasını istemiyorlar. Kapalı kapılar ardında oluşturulan adayları öne sürüyorlar, seçim sürecinin temel konularını gündem dışı yapıyorlar ve bir oldubitti ile meclisten Cumhurbaşkanı çıkarmayı düşünüyorlar. Parlamentonun  çok temel konu ve kavramlarda gerilimin tarafı olarak yer alanlar böyle bir oldu bitti ile seçim yapılmasına karşı çıkmıyorlar.

  Yüksek sesle söylemekte yarar var. Bu meclis kendi içinden birisini Cumhurbaşkanı yapacak ise bellidir ki sayısal güç dengeleri ile bu aday belirlenecektir. Sayısal güce sahip olanların  Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığını temsil için aranan kriterlere sahip aday seçme konusunda olanakları ve daha önemlisi niyetleri yoktur.

  Yükselen gerilim ortamı içinde patlayacak kertede gündeme gelmesi olası Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en önemli konusu da budur.

  Onlarca yıldır ortamın gittikçe lehlerine dönmesinden yararlanan Cumhuriyet karşıtları küreselleştirmenin yurdumuzun içine uzanmış dış program uygulamacıları kazandıkları 2002 seçimleri ile elde ettikleri meclis çoğunluğunu olumsuz yönde kullanacaklarının işaretlerini çoktan vermiştir.

   Yüksek sesle kimse “sen Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek yargı organının kararı ile cezalandın. Cumhuriyetin en önemli kurumunun kararı ile senin yasamada görev alman işlediğin ve Cumhuriyetin temel niteliklerini ortadan kaldırma amaçlı suçun nedeniyle engellendi. Fakat seni Cumhuriyetin kurucusunun partisinde onun koltuğuna oturan kişi kurtardı. Bu olanağı daha yukarılarda kullanmaya kalkman gerilime yol açıyor otur oturduğun yerde. Kanaatkar ol. Bir ulusun geleceği ile oynama” diye uyarıda bulunmuyor. Ya da gene yüksek sesle kimse “sen elinde silah kafanda külah dilinde Allah Mehmet Ali Aybar’ın konferansını silahla bastın, konferansı dağıtmak için en önde saldırılarda bulunan silahlı bir militandın, yaşıtların 6.Filo’ya karşı yürüyüşe katıldı diye onlarca yıl sürüm sürüm süründürülürken silahlı külahlı dinci eylemlerin yüzünden tek bir Cumhuriyet kurumu yakana yapışmadı, ulaştığın Cumhuriyetin en önemli Yasama organının başına ayağının altına ipek halılar serilerek geldin, otur oturduğun yerde, kanaatkar ol.Bir ulusun geleceği ile oynama”demiyor.

   Tam tersine, gerilim politikasından çıkar umanlar, ulusal liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun Cumhuriyet Projesi’nin tamamlanmasına karşıt olanlar büyük bir cephe oluşturmuş adım adım küreselleştirmenin giydirmeye çalıştırdığı kölelik deli gömleği içine Türk Ulusu’nu sokmaya çalışıyorlar. Meclisin büyük çoğunluğunu arkasına alan bu ikilinin

Seçeceği meclis içinden kukla bir diğer Cumhurbaşkanı adları için de neden Cumhurbaşkanı olamazlar diye söyleyecek çok şey vardır. Gerilim durdurulduğu, Cumhuriyet değerleriyle hesaplaşmanın ortadan kalktığı bir ortam sağlandıktan sonra Cumhurbaşkanı seçimleri yapmak en sağlıklı yol olarak görülmektedir.  Meclisin yapısı böyle olduğuna göre böyle bir süreç için olanak var mıdır diye sorduğumuzda ortaya çıkan tablo şudur.

     Meclisin çoğunluğu daha yeni yeni girilen sürecin ulusun yararına olmadığının farkına varmıştır. Parti başkanlarının meclis üyelerine konuşma yasağı getirmesi, gerilim ortağı medya organlarında meclis üyelerinin Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine görüş bildirmelerine olanak verilmemesi ilgi çekicidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni gelip geçici değil kalıcı bir devlet olarak düşünenler parlamenterlik sonrası yaşamlarının da hesabını yapmak durumundadırlar. Bu anlamda ulusun geleceğini ilgilendiren kararların yaşantılarının ve kendilerini anlatacak gelecekteki kalıtlarının ne diyeceklerini düşünmeleri zamanıdır.

     Açıktır ki serbest ve gerilimli olmayan ortamda yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayların niteliklerine ilişkin tartışmalar olacaktır. Ulusal Lideri’mizin doldurduğu ve bütün dünyanın değer verdiği bir temsil niteliğinin aynısını aramamız söz konusu değildir.

Ulusal Lideri’mizin  yurt ve ulus, beşer ve beşeriyet sevgisi,kararlılığı, yetenekleri ve öngörüleri ile oluşan kişiliği ile karşılaştırıldığında ulusa sıkıntı vermeyecek bir kişi üzerinde anlaşılması önemlidir.

    İnönü, Bayar, Gürsel,Sunay, Korutürk, Evren, Özal, Demirel, Sezer Cumhurbaşkanlığı makamında ulusumuzu ve ulusumuzun kurumlarını temsil ederek görevlerini yapmışlardır. Seçilme ortamları farklı olmuştur. Cumhuriyet ilkeleri ve demokrasi konusunda farklı durumlar sergilemişlerdir. Ama istisnasız tümü Gazi Mustafa Kemal Atatürk konusunda karşıtlık geliştirmemişler O’nun kimi eleştirdikleri yanlarını ise ulusun birliği dirliği devletimizin devamlılığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer devletler karşısında bağımsız varlığı

noktasında ödün vermeden küçük harflerle onu da çevreleri ile sınırlı olarak yapmışlardır.

  İnönü ulusal liderimizin ölümünün hemen ertesinde ve dünyanın tek lider sultasında olduğu bir dönemde görev yapmanın, Gürsel bir Devrim sonrası, Evren bir darbe sonrası gelmenin,

Özal ve Demirel tarikat ve mahfil destekleri almanın, devlet ile uluslar arası sermaye ilişkilerini karıştırmanın sıkıntılarını yaşatmışlardır. Ancak ulusun tümünün birlik ve beraberliği ile devletin devamlılığı ve diğer devletler karşısında bağımsız erk olarak varlığı konusunda ulusla ve ulusun temel kurumları ile çatışmacı değil uzlaşmacı, yıkıcı değil yapıcı, verip kurtulucu değil sorunları çözücü bir tutumla ulus desteğini sürekli korumuşlardır. Ve milletimiz başına çözülmeyecek bir bela açmadan görevlerini tamamlamışlardır.

  İşte bu temel ve kuruluştan bu yana genel bir uzlaşma ve kabul görerek bütün ulusu temsilinde yadırganmayan bir Cumhurbaşkanlığı konusudur bugün söz konusu olan.

Başta meclisin üyeleri olmak üzere bütün kurumlar bu konuda yoğun açık gerilimci olmayan bir tartışma ortamını sağlamalı ve ülkemizin ve bölgemizin son derece önemli bir savaş sürecinde yaşadığı gerçeğini de göz önüne alarak seçimini yapmalıdır. 

 

ULUSALODAK