ANKARA'MIZIN YÜREĞİNDE AÇILAN YARA: AKAY KAVŞAĞI

Atila SARP, Aralık 2000

 

Sivil Toplum kuruluşlarının kent dokusunu koruma bilinciyle Ankara  Kuğulu park çevresinin  korunması  eylemleri sürüyor. 12 Aralık 2000 tarihli bir yazıyı okurlarımıza sunuyoruz.

 

 

Yerleşik Ankaralıların yürüyüş yolu ve gezinti yeri olarak onlarca yıldır tanışık oldukları Akay  caddesi ve çevresi artık yok. Yürüyerek çevreyi tanıma, yeni Türkiye  Cumhuriyeti’nin Ulusal Meclisi’nin   yanında  gezinti yapma , Orman Bakanlığı yanından yürüyerek diğer bakanlıklar arasında dolaşma , o arada , İçişleri Bakanlığı , Jandarma Genel komutanlığı , Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi ulusun en önemli kurumlarının görkemli görünüşlerini , özenli çevre düzenlemelerini yakından  tanıma olanağınız da elinizden alınmış  durumdadır. Aylardır süren ve sürmekte olan çalışmalar Kurtuluş Savaşımızın başkentinin tarihsel dokusunda  onulmaz bir yara açmıştır. Yurdun en önemli kurumlarının gözleri önünde işlenen bu tarihsel kıyım bugünümüzü karartırken , yarınlara olan çağdaşlaşma umutlarımızı da her geçen gün kırarak  sürmektedir.

 

Savunucuları için söyleyecek bir şey yok. Onlar ‘’ İnönü –Atatürk Bulvarı Alt Geçit Kavşak İnşaatı ‘’ adını koydukları bu kıyıma ‘’ 75. Yıl Cumhuriyet Alt Geçidi Projesi ‘’ diye de bir ad koyarak, Cumhuriyet ve kurucularının adlarının kullanarak kıyamlarını sürdürüyorlar. Gür bir sesin bunlara ileride doğacak sorumluluklarını, Akay kavşağı ve çevresinin yeniden yaşanılır duruma getirileceğini anımsatmasında yarar vardır.On yıl sonrasını  düşünmeden Kızılay Meydanına alt geçit  ve dükkanlar yapmayı düşünenlerin yapmayı düşünenlerin açtığı  çukurlar kapatılıp bugünkü Metro çalışmasının önündeki engel kaldırıldı ise , aynı biçimde bu kavşak ve çevresindeki beton ve demir yığınları kaldırılacak ve Metro yolunun  önündeki engel açılacaktır. Ancak bu  kavşağın  yapımına ilişkin karşı çıkmaların değerlendirilmesi bu yazımızın amacıdır.

 

Birinci karşı çıkmamız çağdaş ölçütlerde bir proje ile bu kavşak çalışmasının yapılmamış olmasıdır.Projenin adı sürekli değiştirilmektedir. 1997 birim fiyatları  ile 1.250 milyar lira , yaklaşık 10 milyon dolar olan proje bedeli , 200 yılına 1 yıl gecikmeyle 30 milyon dolar olarak girmiştir. Kavşak projesinin işlerliği için  yapılacak üst geçitler ve yeni kavşaklarla , Akay çıkışı ile Tunus Caddesi altına girilmesi gibi eklemeler ile 100 milyon dolarlar telaffuz edilmektedir. Böylece savunucularının kavşak aksamasının sonucu yakıt  kayıplarının ortadan kalkmasının 8 yılda proje bedeli kadar gelir sağlayacağı savı geçerliliğini yitirmiştir.Gittikçe artan maliyetteki  bu proje  için ihale Yasası hükümlerine ve yeterlilik için aranacak ölçütlere uygun bir yüklenici seçimi yapılmamıştır.Böyle bir projeye uygun görülen yüklenici firmanın bilgi ve deneyimleri inandırıcı  niteliklerden yoksundur.İhale süreci tümüyle keyfiliği ve sorumsuzluğu sergilemekte ,  basında açıkça sorulan bu konudaki sorulara yetkililer yanıt  verememektedir. Belediye ile Şirket  arasında proje uygulamasının aksaklıklarını , ileride ortaya çıkaracağı sorunları içeren ve  yükümlülüklerin sınırlarını belirleyen bir sözleşme bulunmamaktadır. Dikmen Vadisi Çevre Düzenlemesi, İthal Ağaç Temini gibi bu proje için yapılan milyonlarca dolarlık harcamaların  Sayıştay ve Mali Polis denetimine alınması gereklidir. Yatırımın amaca uygun bitişinin , yani  kavşağı trafiği rahatlatacak bir işlerliğe ne zaman getireceğinin günü belli değildir. Başkentte yaşayanlar , bitmeden yapılan açılışlar , sorunlar çıktıkça değişen , değişip uyguladıkça yeni sorunlar ortaya çıkaran kent planlamasına aykırı bir proje ile karşı karşıya kalmıştır. Kavşağın ilk açılışının ertesi günü , yani 11 Eylül 200 Pazartesi günü kavşak güzergahında olanlar  gelişigüzel uygulanan bu projenin ciddi aksamalarını göstermiştir. Bir yıl gecikmeli açılışta olan  aksamalar durumun  ciddiyetini göstermektedir. Gerekli önlemler ivedi olarak alınarak ,  alt geçitte bir facianın ortaya  çıkmasının önüne geçilmiştir. Tıkanan araç  trafiğinin  yol açtığı gaz zehirlenmeleri ve bunun sonucu ortaya  çıkacak panik kıl payı atlatılmıştır. Proje uygulaması bu biçimde sürdükçe , yeraltında yoğunlaşan araç sayısı artacaktır.Trafiğin kesilmesine yol açacak  hava koşulları , yağış ve buzlanma , trafik kazaları ,  araç arızaları , sabotaj gibi durumlarda binlerce aracı yeraltında daracık menfezlerden geçiren bu kritik kavşak noktasında nelerin ortaya  çıkacağının düşünülmediği ortadadır.Ankara’yı ve Akay çevresini tanıyan her kentli yurttaşın düşünmesine yol açan böylesi durumlar nedeniyle herkesi uyarmak yurttaşlık görevidir. Yanlışlığı sürdürülebilir duruma getiren Büyükşehir Belediyesi ve Yüklenici firmalar tıkanmaların yol açacağı zararlardan birinci derece sorumludurlar.Bu alt geçitlerden geçen insanların, taşıtların ve çevre binaların sigortalanması bu projeyi uygulayanların sorumluluğunda olmalı , birinci derece güvenlik önlemleri , Akay kavşağı çağdaş normlarda yeniden düzenlenen kadar  masrafları bu  projede imzası olan Büyükşehir Belediye yetkilileri ve yüklenici firma tarafından karşılanmak kaydı ile, alınmalıdır.

 

İkinci karşı çıkmamız yer seçiminin yanlış olmasıdır.Alt ve üstgeçitlerle trafiği çözümlemekte  yeni kentiçi yerleşim alanlarında olumlu sonuçlar alınmaktadır.Oysa ki kentin artık yaşayanı ile birlikte oluşan , Akay Kavşağı ve çevresi gibi tarihsel bir tarihsel bir  yerleşim niteliği kazanan bölgelerinde doğru çözüm metrodur.Projenin daha başlangıcında ve uygulamaya geçmeden yapılan  karşı çıkmaların temeli, Akay kavşağı’nın yapılması ile sorunun çözümlenemeyeceği , çevresindeki bütün kavşaklarda tıkanma olacağı idi. Bu karşı çıkma göz önüne alınmadan yapılan uygulama sonucu Ankara’nın en göz alıcı yerleriyle, kentin tarihsel dokusu ile oynanmıştır.Karşı çıkmalara kulak vermeyen uygulamacılar ‘’ proje kapsamında üst geçit yoktur ‘’ diye açıkça bildirmelerine karşın , daha şimdiden beş adet demir yığını üst geçitleri yapmışlardır. Cumhuriyetin bir  boyutu olan kentin ulusal dokusunu bilinçli olarak yok etme dışında böyle bir beton yığını alt geçide ve çevreyi yayaların kullanamayacağı duruma sokan demir yığını  üstgeçitler zincirine açıklama getirmek zordur.Amaçlanan araç trafiğinin düzeltilmesi ve kent içi trafiğin azaltılması ise bu yerde başka çözümler  düşünülmelidir.Onlarca yılın yerleşikliği ve kent yurttaşının günlük yaşam davranışlarıyla birlikte düşünülmesi gereken kent tarihsel dokusunu yok etme sonucu verecek çözümlerden kaçınmalıdır.Diğer iyileştirmeler, örneğin yaya alanlarının artırılması, kent içine gelişi özendirecek bu  çalışmalar yerine , tersine kent içine araçların değil yayaların geleceği örneğin otoparkların yüksek ücretli tutulması ve banliyölerdeki  metro ağızlarına ucuz ve büyük çaplı otoparkların  yapılması , belirli zaman aralıklarında belirli araç girişleri yapılması  olmalıdır. Otomotiv  sektörünün 26 firmasına ardına kadar açmış bir ortamda taşıtların kent  içine girmesini özendirmek , o kenti tahrip etmeye , yüzlerce yılda oluşan kent dokusunu yok etmeye yol açacak uygulamalardır. Her gün trafiğe çıkan araç sayısında beklenmedik artışlar olurken  sınırlamayı araç girişlerinde , yeni yollar , otoparklar ve metro ağında değil alt veya üst geçitlerde aramak  kent içi ulaşım kavşaklarını yani kentin en çok yayalara ait olan bölümlerini  yok etmek sorucunu getirmektedir. Bir sonraki kavşağı rahatlatmak için yeni alt geçitler , alt geçitlerde sıkışan trafiği rahatlatmak için yaya geçişlerin yasaklamak amaçlı demir üstgeçitler çıkmaz bir yoldur.Bu mekanların yayalara daha çok açılması gerekirken yayalara daha çok  kapatılması söz konusu olmaktadır.Kentin  en çok korunması gereken özürlü , yaşlı ve çocuk yurttaşları için üst geçitler zinciri acımasız bir uygulamadır , yerel yönetim eliyle bu yurttaşlarımıza yapılan işkence niteliğindedir.Yayaların karşıdan karşıya geçmemesi için alınan  önlemler , çevreyi zincir, demir parmaklık , beton engeller, kafes tellerle donatan uygulamalar  kent insanında  tutsaklık duygusu yaratmaktadır.Başlangıçta oy tabanı olan  kırsal kesimden göç eden insanlarca göz önüne alınmayan böylesi baskı rejimlerine özgü uygulamalar , o insanlar kent  yurttaşı oldukça çekilen  eziyet halini almaktadır.Kentin yeni yerleşim alanlarında uygulandığında sorunsuz çözümlere yol açan alt ve üst geçitlere kentin tarihsel dokusu ve kent yaşamı düşünülmeden Akay ve çevresinde hoyratça uygulanmıştır. Bu hoyratça uygulamanın  ulusal bağımsızlığımızı tanıyan ülkelere Mustafa Kemal ve arkadaşlarının cömertçe ayırdığı  sefaretlerin yoğun olduğu kuğulu Park ve çevresinde  yapılması da acımasızca düşünülmektedir.Alt ve üst geçitlerle Akay Kavşağında olduğu gibi yeşil alanlar da tahrip olacaktır.Yer seçimi trafiğin ve kent içi yaşamın kolaylaşması açısından yanlıştır.Kafası ve davranışıyla Osmanlı  döneminde yaşayan uygulamacıların amaçladıkları kentin tarihsel dokusunu onun kimliğini  veren Cumhuriyet ve  kurucularının adları altında tahrip etmek açısından doğrudur.Yeniden  kazanılamaz bir yıkımın sürdürülebilirliğinin arkasında  yatan acımasız amaç budur. Ve bu amaç , ulusal kurumların gözü önünde pervasızca sürdürülmüştür. Metro için  doğru ancak alt geçit , kavşak ve yaya üstgeçitleri için yanlış yer seçiminin yol açtığı maddi manevi yıkımı durdurmayanların her geçen gün pişman olacakları bir süreç yaşanmaktadır.

 

Üçüncü karşı çıkmamız ,uygulamaların sürmesinin ortaya çıkaracağı sonuçlara ilişkindir. Ve bu sonuçlar gelecek yerel yönetimlerin çözeceği en  önemli konular arasına girecektir. Trafik ciddi  kilitlenmelere uğrayacak , bu kilitlenmeler sonucu vahim olayların ortaya çıkması durumunda  yerel yönetimlere ağır tazminat yükümlülükleri gelebilecektir. Alt geçitler Güvenlik Birimi kurulması  gerekecektir. Büyük sayıda araçların yeraltına alınması böyle bir  birimi zorunlu  kılmaktadır. Bu birimi metro güvenliği ile karıştırmamalıdır. Metrolarda araç duruş yerleri  dışında canlı güvenlik birimine  gereksinme yoktur.Ancak her bir aracın hareketliliği açısından  Akay Kavşağı alt geçidi olası aksamalarda çok yönlü bir hareketlilik farklı güvenlik önlemini  gerektirerek yeni bütçe yüküne yol açacaktır. Alt ve üst geçitler alışılmış ticaret yaşamını etkileyecek , zarar görenlerin böylesine plansız uygulamalara karşı tazminat davaları söz konusu  olacak, yeni yönetimlerin karşısına ciddi ödemeler çıkacaktır. Zemin etütsüz yapıların yanı  başındaki derin kazılardan eski kent yapıları temelden etkilenecek , bütün  ilgili yapılarda uzman  mühendislerce tespitler yapılması gerekecektir. Kentin araç sürücüleri ve yaya akışkanlığı ile oluşan yaşama davranışları bozulacaktır. Onlarca yıl alışılmış yolların kullanılması refleksi ile  plansız uygulamanın kent gidiş geliş yönlerini altüst etmesi yurttaşlarda ruhsal bozukluklara yol açacaktır.Bu en  yoğun kent merkezi yayalar , özellikle yaşlı , çocuk ve özürlüler için özellikle  resmi kurumlara yaya geçitlerle ulaşmak tam bir işkence olacaktır. Başkent Ankara’nın Ulusal  Kurtuluş Savaşı ile kazandığı tarihsel ve uygar kent kimliği darbe alacaktır.

 

Bu projenin  savunucularının tek sığınağı yapım çalışmalarından sıkıntı çeken ve bıkan  yurttaşların artık bitirin de ne olursa olsun isteğidir. Osmanlı kafasının yurttaşlarda bilinçli olarak yarattığı bu isteğe ilişkin çok sevilen Nasrettin Hoca öyküsünü anımsatıyoruz. Evinin dar olmasından dolayı ailesinden gelen yakınmaları  anlatan kişiyi dinleyen hoca, gelen  kişiye ahırdaki ineği evin içine taşımasını önerir. Yakınma sürünce birkaç gün sonra da eşeği odanın içine çıkarttırır. Artık dayanamıyoruz.  Gittikçe daha sıkıldık yakınmasına aldırmayıp bu kez de keçiyi evin içine aldırır. Ölüyoruz hocam ,yarar görmedik, kurtar bizi diyen  komşusuna bu kez sırayla odaya taşıttığı hayvanları gene  sırayla boşaltmasını önerir.Son olarak inek dışarı çıkınca  bütün aile derin bir  nefes alarak çok şükür ferahladık diyen hocaya  teşekkür eder. Osmanlı kafalı Yerel Yöneticiler de ağır bir sıkıntı içine sokuyorlar  sonra da sanal ve çözüm getirmeyen uygulamaları ile yurttaşlarımızı kandırıyorlar.

 

Bütün bu süreci ortadan kaldıracak olan yerel yönetim anlayışının Başkent Ankara’da iktidar olmasının yolu, yolsuzluklara , hırsızlıklara karışmamış yöneticilerin iktidara gelmesinden ve tıpkı 70 ‘li yıllardaki gibi özverili bir yerel yönetimcilik anlayışının egemen kılınmasından  geçmektedir.

 

Atila SARP